·232 syf.····Okunma: 04 Eylül 2024 18:35 Kitaplara olumlu bakan birinin ağzından "zorlayıcı", olumsuz bakan birinin ağzından "sıkıcı ve yorucu" okumaydı benim için. Bilge Karasu'nun okurlarını ikiye ayırma iddiasında bulunmak istiyorum:
1. "Çok iyi anlatıyor da ben o üstünlüğe erişemediğim için anlayamıyorum." diyerek yazarı beğenenler
2. "Üstün şeyler anlatıyormuş gibi görünmek amacıyla çok örtük bir üslup kullanarak okuru etkilemeye çalışıyor fakat ben yemem bunları." diyerek yazarı eleştirenler
Belki bu ikisinin arasında olanlar da vardır ama bu bir genelleme. Ben ise maalesef ikinci kategoridenim. Evet, yazarın anlattığı bazı şeyler çok güzel, çok yerinde tespitleri, hoş analizleri var. Sözlerinin felsefî derinliği var. Onlara elbette alıntılarımda yer verdim. Ama bütüne baktığımda bana bir resim sunmuyor. Sanki bir yapbozun sadece parçalarına bakıyormuşum gibi sonuçsuz kalıyorum.
Yazar bu hikâyelerde elime birtakım renk (mor ve yeşile takmış, neden bilmiyorum) ve hayvan metaforları veriyor ve sanki "Al, bununla ne anlarsan anla." diyerek beni boşluğun ortasına bırakıyor. Ne anlamam gerektiğini kestiremiyorum. Bazen tam anladım sanıyorum, anlamadığımı fark ederek bocalıyorum. Bilge Karasu'yu edebiyatın soyut ressamı olarak görüyorum. Okuruyla arasındaki mesafe çok fazla, kendi kendine bir düşlem dünyası kurmuş da lütfedip okuruyla paylaşmış gibi. Okur anlasın diye uğraşmıyor. Hal böyle olunca da bir okur olarak ben, yazarı anlamaktan çok uzak kalıyorum.
Kitapta sevdiğim 3 hikâye oldu: Avından El Alan, Yağmurlu Kentin Güneşçisi ve Bir Başka Tepe.
Örneğin Yağmurlu Kentin Güneşçisi'nde sürekli yağmur yağan bir kentte güneş açacağına dair umudu olan bir adamın hikâyesini okuyorsunuz. Bu hikâyenin verdiği mesaj güzeldi bence. Hayatta da hep bunu yapmıyor muyuz? Ölümlü bir kentteyiz ve sürekli güzel şeylerin olacağına inanarak ölümü unutmaya çalışıyoruz. Üzüntüleri görmezden gelmeye çalışıyoruz. Oysa her gün üzerimize yağıyor, yağmaya da devam ediyor. Bizim bu umutlarımız yağmurlu kentte güneşi bekleyen adamınki gibi.
Son olarak yazarın en seyrek kullanılan (belki de hiç kullanılmayan :D) türkçe kelimeleri seçip kullanması çok hoşuma gitti. Bu kelimeleri hem kitabı okuyacaklar için yardımcı olsun diye hem de Türkçe bilgisini artırmak isteyen meraklılar için paylaşmak istedim:
Ağmak -> inmek, düşmek, eğilmek
Ağnamak -> yuvarlanmak
Andaç -> yadigar, armağan
Anıklık -> hazırlık
Atlangıç -> atlama taşı
Azrak -> az, seyrek
Balkımak -> parıldamak
Bekinmek -> direnmek
Çokuşmak -> birikmek, toplanmak
Dalgırlanmak -> renk dalgalanmasıyla oluşan parlaklık
Değirmi -> yuvarlak
Dizge -> düzen, bütün
Elgin -> yabancı
Enemek -> iğdiş etmek
Gelmiç -> iri balık kılçığı
Gevmek -> çiğnemek, geviş getirmek
Gürz -> silah olarak kullanılan ağır topuz
Güvez -> koyu ve mora yakın kırmızı
Imızganmak -> uyur uyanık arası bir durumda olmak, uyuklamak
Irganmak -> kıpırdanmak, sallanmak
İlenç -> beddua, lanet
Kanıkmak -> inanmak
Kavkı -> kabuk
Kayran -> orman içinde ağaçsız, düz alan
Özek -> öz, merkez
Sakıntı -> ihtiyat
Savut -> silah
Seki -> düzlük
Sevi -> aşk, sevda
Sonul -> sona erdiren
Yedmek -> götürmek, yanında gezdirmek
Yeğnileştirmek -> hafifleştirmek
Tecimen -> tüccar
Tulga -> miğfer
Ulak -> haberci
Yalız -> düz ve parlak
Yansılamak -> taklit yaparak alay etmek
Zeyrek -> zeki, uyanık, çabuk anlayışlı
Bilge Karasu kesinlikle zor bir yazar. Bunu göz önünde bulundurarak okuyunuz. Ama tavsiyem olarak görmeyiniz. :)