Puan vermedi·328 syf.····Okunma: 05 Eylül 2024 15:08 Ali Şeriati’nin “İnsan” adlı kitabında, insanın yalnızca fiziksel bir varlık olarak ele alınmadığını, aynı zamanda çift unsurlu bir yaratılışla değerlendirildiğini görüyoruz. Bu yaratılışın bir yönü, insanın maddi kökenine, yani toprağa dayanır. Diğer yönü ise, Tanrı'nın insana ruh üflemesiyle oluşan manevi varlığına işaret eder. Ali Şeriati’ye göre insan, bu özellikleriyle dualist bir yapı sergiler. Bir yanı çamurdan, yani kötülüğü ve maddiyatı içinde barındıran fiziksel yanı, diğer yanı ise Tanrı’nın ruhundan gelen ilahi ve manevi yanıdır. Dolayısıyla insan, içinde Tanrı’ya ait tüm nitelikleri barındıran bir varlık olarak tanımlanır.
Ali Şeriati, insanı incelerken evrende ona dair hangi olgu varsa, onlara da değinmeye çalışır. Bu bağlamda, humanizm, nihilizm, egzistansiyalizm gibi felsefi akımların insan üzerindeki etkilerini tartışır. Bu akımları ele alırken İslam ile bir karşılaştırma yapar ve bu düşünce sistemlerinin insanın doğasına uygun olmayan yönlerine dikkat çeker. Sonuç olarak, Allah’ın insanı dünyaya gönderirken ona İslam’la birlikte evrende yaşayabileceği ve kendini var edebileceği bir sistem sunduğunu savunur.
Ayrıca, Şeriati, Adem’in cennetten kovulmasıyla insanın Tanrı’ya karşı gelme potansiyelinin ortaya çıktığını, yani insanın içinde hem yaratıcı hem de isyankar bir gücün bulunduğunu belirtir. Bu, insana büyük bir sorumluluk yükler; çünkü Allah, insanı yeryüzündeki halifesi olarak görmüş ve insanın amaçsız bir hayat sürmemesi gerektiğini vurgulamıştır.Şeriati, insanın tarihin, coğrafyanın ve ekonominin etkisiyle kendini aramaya ve bulmaya çalıştığını ifade eder. Bu süreçte, çeşitli felsefi akımlar geliştirilse de, hiçbiri İslam kadar insanın özünü doğru bir şekilde yansıtamamıştır. İnsanın kendini bulabilmesi için İslam’ın öğretilerine göre yaşaması gerektiğini savunur. İslam, insanın doğuştan sahip olduğu isyankar gücü, kendini aramaya, bulmaya ve evreni güzelleştirmeye teşvik eden bir sistemdir.Ali Şeriati, insanın toplumsal bir varlık olduğunu da kabul eder, ancak bireyin toplumsal normları sorgulaması gerektiği konusunda ısrarcıdır. Ona göre, insan her şeyi kabul etmemeli, sürekli bir sorgulama süreci içinde olmalıdır. Sonuç olarak, Şeriati, tarih boyunca ortaya konan tüm felsefi akımları ve dinleri inceleyerek, insanı en iyi tanımlayan ve doğru yönlendiren sistemin İslam olduğunu savunur. İnsan, içindeki Tanrı’nın ruhunu keşfetmeli ve bu ruhu doğru kullanarak huzurlu ve kendini gerçekleştirmiş bir hayat sürmelidir.
Kitabı okurken, Ali Şeriati’nin görüşlerini detaylı bir şekilde ele alırken zaman zaman ana özü kaçırdığını, anlatmak istediği ana noktayı gözden kaçırdığım bazı bölümler olduğunu fark ettim. Buna rağmen, Şeriati’nin bakış açısını ve İslam'ı ele alış biçimini oldukça beğendim. Özellikle insanı anlatış tarzı beni çok etkiledi ve ufkumu açan ifadelere yer verdiğini düşünüyorum. Kendisine yapılan eleştirilere kitabında yer vermiş olması kendine ve fikirlerine olan inancını göstermesi bakımından benim için etkileyiciydi. Felsefi konular ve dinler ile ilgili az çok bilgi sahibi olanlarımızın beğenerek okuyacağı bir eser olduğunu söyleyebilirim.