okumuş olduğum bu kitabın girişinde kitabın yazarı kitapta yer alan konular temelli başından geçenleri şu şekilde açıklar; 'elinizdeki kitapçık gerçekte, 1989 yılı başında bir makale olarak kaleme alınmıştı. Mustafa Kemal aleyhindeki bazı iddiaları yanıtlayan içeriğinden ötürü çalışmanın, Atatürk dil, tarih ve kültür yüksek kurumuna bağlı, Atatürk araştırma merkezi başkanlığının, üç ayda bir düzenli olarak çıkarmakta olduğu dergisinde (Atatürk araştırma merkezi dergisi) yayımlanabileceğini düşünen yazar, yanıldığını anlamakta gecikmedi. adı geçen merkeze, birkaç kez iadeli taahhütlü olarak postalamış olmamıza rağmen, telefonla aradığımızda ısrarla, makalenin ellerine geçmemiş olduğunu söylüyordu. bunun üzerine, hocam prof. dr. ergün aybars tarafından elden götürüldüğünden olsa gerek, teslim alınmak zorunda kalınan makalenin, dergide neden yer bulamadığını, bir yıl sonra tesadüfen karşılaştığım merkezin gerçekte tarihçi olmayan sayın müdürü, "biz bunları her gün söylüyoruz" diyerek açıklayıvermişti.'
bu olayın üzerinden 7 yıl geçtikten sonra yazar bir sohbet esnasında bu olaydan bahseder ve durumdan haberi olan ayraç yayınları yazarın çalışmasını kitaplaştırıp yayınlar..
bu kitabın basılış hikayesi yazarın anlattığına göre bu şekilde gerçekleşmiştir.
peki (yazarın dediğine göre) Atatürk araştırma merkezinin zamanında dergisinde yayınlamadığı bu çalışmanın konusu nedir? çalışmada nelerden bahsedilmektedir?
bunlar;
-anadoluda filizlenip yeşeren, büyüyen ulusal direniş hareketinin liderliğinin Mustafa Kemal'den alınıp aslı olmayan düşünce ve eylemlerle vahdettine verilmek istenmesi yönünde yapılanlar.
-kadir sonofpopcornun Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler ve Osmanoğulları'nın Dramı adlı kitaplarında vahdettini nasıl aklamaya çalıştığının, anadoludaki milli mücadelenin planlayıcısı, lideri olarak vahdettini nasıl yalan yanlış şekillerde göstermeye çalıştığının çapraz okumalarla gözler önüne serilmesi/serilmeye çalışılması.
-sonofpopcornun yazımındaki benzer özelliklerden de yararlanarak aynı şekilde necip fazıl shortkürekin de Vatan Dostu Sultan Vahidüddin adlı kitabında vahdettini mesnedsiz olarak aklamaya çalışması, onu sonofpopcorn gibi milli mücadelenin -aslında hiç de olmadığı halde- lideri olarak göstermeye çalışmasının absürdlüğü üzerinde durması, bu konulara dikkat çekmesi..
kitabın yazarı, sonofpopcorn ve shortkürekin yukarıda adı geçen kitaplarından konu ile ilgili olan alıntıladığı bölümleri iddia olarak adlandırıp kitabına taşımış bu iddialara farklı kaynaklardan yararlanarak cevap vermiştir..
iddia1 'harbiye nazırlığından uzak tutulan Mustafa Kemal Paşa, o tarihten ve sultanla kısa ve neticesiz bir konuşmadan sonra evvela annesinin beşiktaşta ve akaretlerdeki evinde, sonra da şişlideki köşkünde tam 6 ay, vazife sahibi olmayarak kalmış, bütün çöküş felaketlerini merkezden takip etmiş, anadoluda milli bir ayaklanmayı teşkilâtlandırmaya dair hiçbir alamet göstermemiş, bir aralık padişahın ve sarayın en güzel kızı sabiha sultana talip olmuşsa da, bu sultanın şehzade ömer faruk efendiyi sevmesi yüzünden onu alamamış ve taşıdığı "fahri yaver-i hazret-i şehriyari" unvanı altında ve çöküş devresinin sonunda, hadiseleri kollamaktan başka bir şey düşünmemiş ve yapmamıştır.' necip fazıl shortkürek, Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
I. dünya savaşı içinde, osmanlı devletine tutsak düşmüş bulunan ingiliz generali townshendin aracılığı ile, ingilterenin akdeniz filosu komutanı amiral calthorpe ile ilişki kurulmuş, 27 ekim sabahı başlayan görüşmeler, osmanlı delegelerinin 30 Ekim 1918de ateşkesi imzalaması ile sona ermişti.
bu süreçte Mustafa Kemal saray başyaveri naci beye bir telgraf çekerek hükümeti kuracak ahmet izzet paşanın kabinesinde harbiye ve başkumandanlık kurmay başkanı olarak görev almak istediğini iletir.
Mustafa Kemal'in bu isteğine mondrosun imzalandığı aynı gün saray, istanbul tarafından Mustafa Kemal'in, yıldırım ordu grubu komutanlığına tayin edilmesi ile cevap verilir.
bu Mustafa Kemal'in merkezden uzaklaştırılması, gerçekleşen ve gerçekleşecek olaylardan kendisinin olabildiğince uzakta bulunulmasının istenmesinin tezahürüdür.
suriyedeki yıldırım ordu komutanlığına tayin edilen Mustafa Kemal'in buraya gitmesinden kısa süre sonra bu bölgede bulunan iskenderun ve civarını ingilizler ateşkes hükümlerine aykırı olarak işgal etmeye başlar.. durumu gören Mustafa Kemal izzet paşaya telgraf çekerek durumu anlatır ve işgalci ingilizlere silahla karşılık verip onların işgalini engellemeye çalışacağından bahseder.
Mustafa Kemal'in bu tutum ve davranışının osmanlı - ingiliz anlaşmazlığına neden olacağı kaygısına düşen izzet paşa, 7 kasım 1918de yıldırım ordu grup komutanlığı ve 7. ordu karargahını lağvederek Mustafa Kemal'i harbiye nezareti emrine almak zorunda kalır..
böylece, izzet paşanın vahdettinle birlikte planladıkları, 30 ekimde yaptıkları tayinle Mustafa Kemal'i suriyede bırakarak, istanbul ve politika dışında tutma komplosu, bir hafta sonra iflas eder.
bu süreçte 1-2 kasım 1918 tarihlerinde enver, cemal, talatın ülkeyi terk etmesinden güç bulan vahdettin ahmet izzet paşadan kabinesindeki ittihatçı kişileri çıkarmasını ister.. izzet paşa bu isteği bir yere kadar yerine getirir, devamı için vahdettinle görüşmek ister. vahdettin bunu kabul etmez ve ahmet izzet paşayı sıkıştırır. buna dayanamayan ahmet izzet paşa istifa eder ve vahdettin kabineyi kurma görevini tevfik paşaya verir.
bu sırada 13 kasımda istanbula gelen Mustafa Kemal meclisten henüz güvenoyu almayan tevfik paşanın yerine ahmet izzet paşanın görevinde kalması yönünde çalışmalar yapar, vahdettinle görüşür.. ancak Mustafa Kemal'in düşündükleri gerçekleşmez.
ilerleyen süreçte meclisteki ittihatçı kişilerin hükümete baskı kurmaları/kurmaya çalışmaları sebebiyle vahdettin 21 aralıkta meclisi mebusanı kapatır.
meclisin kapatılmasından sonra tevfik paşa hükümetinin yaptığı ilk iş, 23 aralık tarihli bir kararname ile siyasal af ilan etmesiydi. kararname gereğince; vahdettinin tahta geçişine değin, ermeni tehcirinden sorumlu olmak, gayri müslimlere karşı siyasal amaçla eylem yapmak, düşman ordusuna katılmak ya da yardım etmek dışındaki siyasal suçlar affediliyordu. hükümetin attığı ikinci adım, itilaf devletlerine yaranmak için savaş içindeki yolsuzlukları ve haksızlıkları ortaya çıkararak suçluları cezalandırmak ve haksızlığa uğramış azınlık temsilcilerine arpalık olarak nazırlık ve ayanlık gibi devlet memuriyetleri vermekti. geçmiş dönemi soruşturmak için oluşturulan komisyonlar ve suçluları cezalandıracak harp divanında yer alan kişiler arasında ermeni ve rum üyelerin bulunması siyasal bir tercihin sonucuydu.
bu sırada vahdettin adamları aracılığıyla ingiliz genel karargahına başvurmuş, kendisinin ingilizci olduğunu, umudunun ingilizlerde olduğunu, ittihatçılardan kurtulmak için ingilizlerden yardım istediğini, ingilizlerin istediği kişi/kişileri tutuklamaya hazır olduğunu bu başvurduğu ingiliz genel karargahına bildirmişti.
13 ocak 1909da kurulan II. tevfik paşa hükümeti ittihatçıları yakalama, tutuklama, cezalandırma konusunda net olduğunu ifade etmiş.. bu sırada calthorpe 18 ocakta ingiliz tutsaklara kötü davrananların da yakalnıp cezalandırılmasını istemiş, hükümet bunu da kabul etmişti.
hükümet yanlısı gazetelerde yakalanması gereken ittihatçıların isimlerinin yayınlandığı bu süreçte tehcir sebepli daha önceden hapsedilen eski diyarbakır valisi dr. reşitin 25 ocakta kaçması üzerine vahdettin 30 ittihatçıyı yakalyıp bekirağa bölüğünde hapseder. ittihat terakkinin mallarına el koyar..
bu sürecin ittihatçılara yönelik sert ve kararlı bir şekilde ilerlemediğini düşünen ingiltere vahdettini sıkıştırır.. ilerleyen zaman içerisinde ingilizlerin bu sıkıştırması vahdettin-tevfik paşa hükümeti arasında gerginliğe neden olur ve sonunda tevfik paşa hükümeti istifa eder. mart 1919da hükümeti kurma görevi damat ferite verilir.
vahdettin ile işbirliği yapan damat feritin 4 martta kurduğu yeni hükümetin itilaf devletlerine yaranmak için yaptığı ilk iş, 10 martta gerçekleştirdiği geniş tutuklamalardı. tutuklananlar arasında eski nazırlar, milletvekilleri, subaylar,
ittihat ve terakki partisi üyeleri olduğu gibi, ulusçu kadronun önemli kişilerinden fethi bey de bulunmaktaydı.
bu süreçte iktidara gelmesinin vahdettin ve yerli, yabancı işbirlikçilerince her seferinde engellendiğini gören Mustafa Kemal'e anadoluya geçmekten başka çıkar yol kalmamıştı..
Mustafa Kemal gerçekleşen olaylata şahit oldukça şişlideki evinde toplantılar yapıyor, komutanlarla görüşüp durumu değerlendiriyor, anadoluda izlenecek yolun haritasını çizmeye, netleştirmeye çalışıyordu..
shortkürek bu süreçte gerçekleşen bu olayları görmezden gelerek kitabında yukarıda iddia adı altında dile getirileni yazmış üzerine de "... genç kumandanlar istanbulda, vatanın halinden üzgün çehrelerle de olsa, keyiflerine baktıkları sırada o [padişah] yemek yerken boğulmakta ve soğuk suyla yıkanırken haşlanmaktadır." şeklinde kendince dramatik ve ütopik bir cümle sarf etmiştir..
*Mustafa Kemal'in kasım 1918-mayıs 1919 arasında istanbulda yaptığı çalışmalara dair kitapta bahsedilenlerin yanında şu kitap da okunabilir; Atatürk'ün İstanbul'daki Çalışmalarıiddia2 Mustafa Kemal Paşa'yı kurtuluş savaşını başlatmak amacıyla vahdettinin anadoluya gönderdiği..
sultan vahideddin, ufukta beliren vahim tehlikelere karşı anadoluda bir mukavemet hareketi düşünüp, bunu tepesindeki işgal kuvvetlerine rağmen en dikkatli bir şekilde planladı. bu cümleden olarak yaverlerinden Mustafa Kemal Paşa'yı geniş salahiyet ve imkanlarla teçhiz ederek anadoluya gönderdi. işte yakın tarihimizde 'milli mücadele' adı verilen türk-yunan muharebesi ve onun neticesi olan zaferin gerçekleşmesini sağlayan hareketlerin ilki ve en ehemmiyetlisi budur. bu da sultan vahdettinin eseridir. Osmanoğulları'nın Dramı s.79.
muhakkak ki sultan vahideddin vatanın içine düştüğü felaketler karşısında sadece böyle ağlamakla iktifa etmiş değildir. o, tepesindeki işgal kuvvetleri kumandanlarının tahakkümlerine rağmen milletin işgal ve istilalara karşı birleşip kendisini kurtarabilmesi için elden gelen her şeyi yapmıştır. bugüne kadar anadoluda milli bir kıyam hazırlayarak vatanın kurtuluşunu temin eden kadronun başında gözüken Mustafa Kemal Paşa'yı bu harekete memur eden insanın sultan vahideddin olduğu pek söylenmiyordu. bu da rejim bakımından şimdilik açıklanmaması gereken nazik bir nokta telakki edilmekte idi. Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler s.48
kazım karabekirin kalemiyle bu vaziyeti ilk görenin vahidüddin olduğu hakikati:
'- 6 kanunuevvel 1918 selamlık merasiminde usulen huzura kabul olundum.
padişah dahi, sulhun temini görüşülmeden evvel ordusunun zayıflatılmaması ve bilhassa genç kumandanların iş başından ayrılmaması, aksi halde bir endülüs vaziyetinin pek uzak olmadığını anlatarak benim şarka ve istanbulda toplanan genç kumandanların da anadoluya, oranları başına iadeleri halinde türklüğün öldürülemeyeceğini söyledi. bu mülakat benim ve diğer genç kumandanların iş başına geçmemizi temin eden amillerden biri olmuştur.'
bu satırları küçücük bir insaf ile okuyan, bütün zaafların vahidüddin tarafından görülmüş ve çarelerinin düşünülmüş olduğunu hemen kavrar. Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
oysa shortkürekin kazım karabekirden alıntıladığı bu paragraf İstiklal Harbimizin Esasları adlı kitapta kazım karabekir tarafından şu şekilde anlatılır;
'6 kanunuevvel 334 de selamlık merasiminde usulen kabul olundum. padişaha dahi (sulhun tamami-i temini görülmeden evvel ordusunu zayıflatmaması ve bilhassa genç kumandanlarını iş başından ayırmaması, aksi halde ikinci endülüs vaziyetinin pek uzak olmadığını) anlatarak (benim şarka ve istanbulda toplanan genç kumandanların da anadoluya orduları başına iadeleri halinde türklüğün öldürülemeyeceğini) söyledim. cevaben: (Sizin gibi genç, mert ve şayan-ı itimat kumandana malik olmakla ben ve milletim iftihar eder) dedi.'
yani? yani shortkürek kitabında kazım karabekirden alıntıladığı bölümü kazım karabekirin vahdettine söylediği asıl şeklinde değil de kazım karabekirin vahdettine söylediklerini güya vahdettinin kazım karabekire söylediği şekle büründürerek yazmış.
bu bölümde Mustafa Kemal'in anadoluya neden ve nasıl gönderildiği konusu da farklı kaynaklardan yararlanılarak anlatılmış ve iddia edildiği gibi vahdettinin Mustafa Kemal'i anadoluya milli direnişi başlatması için gönderdiği düşüncesi çürütülmeye çalışılmıştır.
iddia3 vahdettinin ulusal hareketi kolayca örgütleyebilmesi için Mustafa Kemal Paşa'ya çok geniş yetkiler içeren bir hatt-ı hümayun ve büyük paralar verdiği..
iddiada yer alan ilk iki olaya bu bölümde açıklık getirmeye çalışan yazar Mustafa Kemal'e büyük paralar verildiği hususunda Vatan Dostu Sultan Vahidüddin adlı kitapta shortkürekin şu alıntılamasına değinir;
'Mustafa Kemal'e verildiği öne sürülen büyük miktardaki paraya gelince; sabahattin selekin, daha sonra 150likler listesine dahil olan dahiliye nazırı mehmet ali beyin pariste çıkardığı "la republique euchene" adlı gazetede yayımladığı, Mustafa Kemal'e verilen 25.000 liralık bir makbuza dayanarak, onun anadoluya giderken aldığı tüm paranın bu olduğunu yazmaktadır. dahiliye nezareti örtülü ödeneğinden alınan bu parayı mehmet ali bey, yanında emniyet şube müdürlerinden radi bey olduğu halde, Mustafa Kemal Paşa'yı samsuna götürecek vapura hareketinden biraz önce gelerek bizzat vermişti.'
yazar, kitabında bundan bahseden shortkürekin devamında bu miktara, vahdettinin özel kasasından çıkarılıp Mustafa Kemal'e verilen 'en az 30.000 lirayı' -kaynak göstermeksizin- eklediğini de belirtir.
shortkürek bununla da yetinmez.. Mustafa Kemal'e verilen 25.000 lirayı yaşadığı dönemin kuru ile kıyaslar ve şu mükemmel(!) çıkarımda bulunur;
'Mustafa Kemal Paşanın neticede 25 bin lira aldığı kabul ediliyor da, kâğıt para
hesabiyle de olsa bugünkü paraya nispetle 4 milyon lira değerinde bir meblağ, "bu da bir şey mi?" gibilerden hafife alınıyor; sonra da, olup olacak yalınız bin iki yüz lirası bulunduğundan bahsediliyor! hesap açıktır: o zaman altın 4 kağıt lira değerindeydi. bugünküne kıyasla 175 misli fark... o halde kağıt parayla o zamanki 25 bin lira, bugünün en aşağı 4 milyon lirasına denk... öyleyse nasıl olur da bu para, Mustafa Kemal Paşa'ya hususi ve siyasi ihtiyaç mevzuunda verildiğine göre yedi buçuk ayda tükenmiş olabilir?' Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
yalnız aynı shortkürek vahdettinin yurtdışına sürgün edildiği sırada kendisi ve yanındakiler için harcaması için vahdettine verilen 50 bin lira konusunda şunları der; '... bütün mevcudu, sultanlık tahsisatından elinde kalmış olan 50 bin lira kağıt paradan ibaretti; ve koskoca bir maiyetle gittiği gurbet illerine bu hiçin hiçi meblağla göçmekteydi...' Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
yazar Mustafa Kemal'in kendisine verilen bu parayı üç albay, bir yarbay, üç binbaşı, beş yüzbaşı, üç üsteğmen, bir teğmen ve iki memur olmak üzere 18 kişiden oluşan müfettişlik karargahının aylıklarının ödenmesi, beslenme, ulaşım vb. giderleri için kullandığını söyler ve devamında amasyadan erzuruma, Mustafa Kemal Paşa'nın askerlik hayatı boyunca biriktirdiği 800 liranın harcanması ile gidildiği düşünüldüğünde, bu 25 bin liranın kısa sürede tükendiğinin görülebileceğini de ekler. erzuruma gelişten büyük millet meclisinin açılışına değin geçen sürede, gerek kongreler, gerekse temsilciler kurulunun gereksinimlerinin sadece ve sadece müfettişlik karargahında bulunanların kendi birikimleri, müdafaayı hukuk cemiyetlerinin katkıları ve vatansever soydaşların ayni ve nakdi yardımları ile karşılandığı bilinmekte iken, kısakürekin varlığı inkar edilemeyecek bu finans kaynaklarını görmezlikten gelişini de manidar bulur.
Mustafa Kemal'in samsuna çıkıp anadoluya geçmesinden kısa süre sonra 8 haziranda istanbula çağrılır. Mustafa Kemal bu çağrıya 22 haziranda amasya genelgesini yayınlayarak verir.
ertesi gün, 23 haziranda, ikinci damat ferit hükümeti istanbula çağrıldığı halde
gelmediği ve halkı hükümete karşı kışkırttığı için Mustafa Kemal'in görevinden azledildiği, hiçbir resmi sıfatı kalmadığı ve yazılarının resmi niteliğinin olmadığının vilayetlere duyurulması yolundaki kararı açıklar..
bu olaydan iki hafta sonra tekrar istanbula çağrılan Mustafa Kemal bu çağrıyı da reddeder, buna karşılık istanbul hükümeti Mustafa Kemal'in görevine son vermiş, askerlik yetkilerini, madalyalarını elinden almış kendisini asi olarak adlandırıp anadoludaki resmi makamlarca kendisinin isteklerinin yerine getirilmemesini gerekli kurumlara bildirmiş, Mustafa Kemal'i yakalamak, öldürmek, alt etmek için farklı zamanlarda çeşitli gruplardan yararlanma yoluna gitmiştir.
bu olayların devamında vahdettin, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idam kararını 24 Mayıs 1920de onaylayarak anadoluya milli mücadeleyi başlatması için her türlü imkanı kendisine verdiği yaverini daha bir taltif edecektir(!).
yazar bu bölümde anadolu halkının ve ordunun istanbul ve vahdettinin isteklerine rağmen ne denli desteklediğini, onu bağırlarına bastıklarını anlatır.. bu süreçte anadoluya gönderilen vahdettinci, damat feritçi kişilere karşı takınılan tavırlardan da kısaca bahseder.
iddia4 huruc-u alessultan (sultana karşı ayaklanma) fetvasında kuva-yı inzibatiyenin kuruluşu ve ulusal kuvvetten saldırışında vahdettinin sorumluluğunun olmadığı..
5 nisan 1920de yeniden sadrazamlığa gelen damat feritin sadrazamlığa geldikten sonra yaptığı ilk iş türk ulusal hareketinin osmanlı imparatorluğunun siyasi durumunu tehlikeye düşüren bir fitne olduğu, istanbul ile anadolu arasındaki bağları koparmaya çalışmanın vatana ihanet anlamına geldiği, ulusal örgüt adı altında toplanan asilerin anadoluyu istilaya uğratmak ve devletin başıyla gövdesini birbirinden ayırmak felaketini hazırladıkları, yurdu ve ulusu kendi sahte davaları, için kullananların düşman olduğu, pişman olanların padişaha bağlılıklarını sunmak için bir hafta zamanlarının bulunduğu, boyun eğmeyenlerin ağır cezalara çarptırılacağından söz eden genel bir bildirimde bulunmak olmuştu. aynı gün şeyhül islam dürrizade abdullah tarafından kaleme alınan, padişahın emri olmaksızın asker toplayan, vergi koyan, hükümet merkezini tek başına bırakarak zayıflatan ve zedeleyenlerin öldürülmelerinin şeriatça uygun ve farz olduğunu belirten fetva da ilan ediliyordu. yunan uçakları da kullanılarak çeşitli yollarla yurdun her tarafına dağıtılmak istenilen bu fetvaya ulusal hareket, başta ankara müftüsü börekçizade mehmet rıfat olmak üzere mecliste bulunan birçok yurtsever din bilginince hazırlanan bir fetva ile karşılık vermiştir.
sonofpopcorn bu konu hakkında, 'muarrızların her vesile ile aleyhine kullandıkları şeyhül islam dürrizadenin fetvası padişah tarafından veya onun emir ve rızası ile değil ingiliz tazyiki ile ortaya çıkmıştır. esasen kendisinden evvel şeyhülislamlık makamını işgal eden haydarizade düşman baskısına mukavemet edemeyerek istenilen fetvayı vermemek için makamını terk etmişti. dürrizade ise bu fetvayı verebilecek bir adam olduğu için aranıp bulunmuş ve o makama getirilmişti. padişahın kuvayı milliyeciler aleyhindeki bu fetva ile hiçbir ilgisi yoktur.' Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler diyerek sorumluluğu ingilizlere atmaya çalışır.
bunun yanında sonofpopcorn, 'esasen bu durumda o da, istenilen fetvayı vermekten bir dereceye kadar mazurdur. zira aksine hareket ettiği takdirde işgal kuvvetlerinin zaten haddi aşmış zulüm ve baskıları daha da artabilirdi" diyerek dürrizadeyi aklamaya da çalışır.
shortkürek ise bu konuda, 'fetvayı veren ferit paşa'nın şeyhül islamı dürrizade olduğu gibi, verdiren de ferit paşadır ve kenardan hadiseleri dikkatle takip edici düşman kuvvetlerine karşı padişahın, 'hayır bu fetvayı verdirmeyiz ve anadolu hareketinin meşruluğuna dil uzatmayız!' diyebilmesi imkansızdır" diyerek konu özelinde sonofpopcorn gibi vahdettini aklamaya, masum göstermeye çalışır..
küçük bir farkla ki sonofpopcorn sorumluluğu ingilizlere shortkürek ise sorumluluğu damat ferite yüklemeye çalışır..
8 nisan 1920de ingiltere yüksek komiseri amiral de robeck ile görüşüp, onayını aldıktan sonra 11 nisan 1920de vahdettin meclisi mebusanı dağıtır.
devamında dürrizadenin fetvasıyla daha da karışan anadoluda ayaklanmaların yaygınlaştığı, özellikle ahmet anzavurun yıkıcı hareketlerinin doruğa çıktığı bir sırada, ingilizlerin desteğini de alarak, 202 18 Nisan 1920 tarihini taşıyan bir kararname gereğince, ulusal kuvvetlerle savaşmak üzere kuvayı İnzibatiye (halife ordusu) kurulur. anadolunun kurtuluşu için savaşan kuvayi milliyenin parasal sıkıntılar içinde kıvrandıkları sırada, harbiye ve dahiliye nezaretlerine bağlı olarak çalışacak bu kuvvet için, 1.250.850 lira ödenek ayrılır. kuvayı inzibatiye birliklerinin silahlandırılması için, damat ferit, İstanbul'da İngiliz kontrolündeki maçka silahhanesinden alınmak üzere 600 tüfek, 30.000 piyade fişeği verilmesi için ingiliz başkumandanlığından bir vesika almıştır.
bolu, düzce, gerede ayaklanmalarının olduğu ahmet anzavurun yıkıcı faaliyetlerinin olduğu bu süreçte ise ankarada 23 nisan 1920de büyük millet meclisi açılarak çalışmalarına başlamıştı. ulus egemenliğine dayanan, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini elinde bulundurduğu için bir ihtilal meclisi görünümünde olan büyük millet meclisi, 29 nisan 1920de çıkardığı hiyaneti vataniye kanunu ile meclisin iradesine karşı gelenleri vatan haini kabul edip, yargılayacağını duyurmuştu.
ankarada bu gelişmeler yaşanırken, nemrut mustafa paşanın başkanlığındaki divanı harp mahkemesi, 11 mayısta Mustafa Kemal'i, karabekir dışındaki yakın arkadaşları ile birlikte gıyaben ölüm cezasına mahkum etmiş, vahdettin de 24 mayısta bu kararı onaylamıştır.
kuvayi inzibatiye konusunda yukarıda vuku bulan olaylara sonofpopcorn ve shortkürek ikilisi değinmez ve bu ikili kuvayi inzibatiye hakkında şunları söylerler;
kuvayi inzibatiyenin tesisi ve mahud fatvaların ısdarı gibi Mustafa Kemal Paşa ve onun giriştiği mücadelenin aleyhinde görülen bazı davranışlarda bulunduğu görülmüştür. Fakat bunların birincisi düşmanın gözünü boyamaya matuf bir muvazaydı. ikincisi ise bizzat düşman tazyikinin eseriydi. Osmanoğulları'nın Dramı s. 79
(vahdettin) vatanın düşman çizmesi altında kalan istanbuldan kurtarılamayacağını anladı. güvendiği paşaları anadoluya gönderip istiklal harbini hazırladı. anadoluya subay, cephane, para kaçırdı. kuvayi inzibatiye diye hazırladığı birlikleri de açıkça gönderip, kumandanlarına, 'anadoludaki kuvvetlere katılınız..' diye gizli emir verdi. istanbuldaki işgal ordularına sezdirmeden kuvayi milliyeyi kurdu ve kuvvetlendirdi. Osmanoğulları'nın Dramı s. 100
'kuvayı inzibatiye ve sair namlar altındaki teşkillerin ise sadece göz boyamaya mahsus kaşkariko -hileli oyun- lardan olduğu ve hiçbir harekete girişememeksizin eridiği ve hatta millî cepheye katıldığı, bütün bunların da belki vahidüddinin gizli talimatiyle meydana geldiği, hâdiselerin üslûbundan bellidir.' Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
yukarıda bahsolunanların her ikisi de adı geçen de kitaplarında vahdettini aklamak için kuvayi inzibatiye konusunu bir iki cümle ile geçiştirir. tabii kaynağı olmayan bir iki cümle ile geçiştirir her ikisi de.. ve her ikisi de konu özelinde yazdıkları ile birbiri ile çelişir.
ve yine bu ikili kuvayi inzibatiyenin anadoluda yarattığı yıkımdan, kargaşadan, kaostan hiç bahsetmez.. oysa bu süreçte özellikle batı anadoluda kıyımlar, kırımlar olmuş.. halk birbirine düşmüş.. kuvayi milliye yıpranmış ve zorlanmıştır.. (konumuz bu olmadığı için ve kitapta bunlardan bahsedilmediği için konuyu burada bırakıyor, uzatmıyorum.. konu ile ilgili Kurtuluş Savaşında Gönen , Biga Ayaklanması ve Anzavur Olayları , Milli Mücadelede İç İsyanlar kitaplarına bakabilir.. milli mücadele, kurtuluş savaşı dönemlerinde batı cephesini anlatan kitaplara (bölümlerine), makalelere bakabilir..)
yazar kitabında burada değindiğim iddiaları dışında bir iki iddiaya daha değinir ve bunları da açıklamaya çalışır..
ve yazar, shortkürek ve sonofpopcornun bilimsel ölçüler içinde kanıtlayamayacakları için uzun uzadıya kalem oynatarak kanıtlamaya çalıştıkları konunun tek olduğunu, bunun da 'vahdettin olmasaydı, türk istiklal savaşı olmayacak ve kurtuluş sağlanamayacaktı.' düşüncesi olduğunu söyleyip bu konu özelindeki bu görüşün doğru olmadığını dile getirir. dile getirdiği bu görüşünü de çalışması kapsamında verdiği bilgilere ve bu kişilerin iddialarına verdiği yanıtlara dayandırır..
alternatif tarih üretmek için kişilerin dini, milli, ailevi, kültürel hassasiyetleri üzerinden açık ya da üstü kapalı kuvayi milliyeyi, milli mücadeleyi, kurtuluş savaşını, başta Mustafa Kemal olmak üzere milli mücadele komutanlarını ve onların çabalarını, başarılarını küçümseyenlerin, görmezden gelenlerin, yok sayanların bir hiç olduğunu kendilerinin ve bu tarz düşüncelerinin en fazla kendi ömürleri kadar uzun ömürlü olduğunu düşünüyorum..
ve yine bu tarz düşüncelerden hareketle sözde dini, milli görevini yerine getirdiğini ifade ederek vahdettini aslı astarı olmayan, belgelerle çelişen, anıları belgeleri cımbızlayarak aklamaya çalışıp Mustafa Kemal önderliğindeki türk milletinin işgalci devletlere ve ordulara karşı kazandığı başarının mimarı, örgütçüsü, fikir sahibi olarak vahdettini göstermeye çalışanlara da bunun beyhude bir çaba olduğunu, türk milletinin hakkı olan bağımsızlığını Mustafa Kemal önderliğinde söke söke hem işgalcilerin hem de vahdettinin ve istanbul hükümetinin elinden aldığını söylüyor, bunu değiştirmeye çalışanlara da acıdığımı dile getirerek bu konuyu kapatıyorum..
ek; olur da kitabı okumak isteyen/ler olursa diye kitabın pdfsi;
mega.nz/folder/NzcFHDAK...
kitabın yazarı engin berber hakkında; hurefemuzecilik.com/hakkimizda/2-ic...
kitabın okuyucusuna, okuyucularına şimdiden iyi okumalar dilerim..
ya da
kitabın görece en son güncel okuması tarafımca yapılıp hakkında gerekli yazı da yazıldı. okuyana/okuyacaklara şimdiden hayırlı olsun. (=