Sanat severler için eşsiz bir kitap. Kitabı okurken siz de Mona ve dedesiyle birlikte 52 hafta süren bir yolculuğa çıkıyorsunuz. 52 sanat eserini onlarla birlikte inceliyor, tabloların ve ressamların geçmişini öğreniyorsunuz.
Roman, sanatın insanlar üzerindeki iyileştirici etkisini vurguluyor. Hikâyedeki kahraman 10 yaşındaki Mona, görme yetisini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Tam 63 dk sonra görme yeteneği geri gelse de, aile bu durumu tıbben inceletmek ister. Doktorlar hastalığın gizemini araştırırken, yapılan tahlillerde de bir şey çıkmayınca, Mona’yı bir psikiyatrist’e götürmeye karar verirler. Ancak Mona’nın sanat sever dedesi Henry’nin biricik torunu için bambaşka bir reçetesi vardır; her Çarşamba birlikte Paris’in en büyük 3 müzesini (Louvre, Orsay, Beauburg’u) gezerler. Böylelikle Mona, eğer bir gün karanlığa yenik düşse bile, zihninin derinliklerinde görsel bir hazinesi kalmış olacaktır.
Müzelerdeki tabloları tüm ayrıntılarıyla inceleyip anlatan dede, torununa unutulmaz hayat dersleri de verir. Portrelerdeki insan figürlerin bakışları, hüzünlü yüzleri, kumaşlardaki kıvrımları veren fırça darbeleri, renkler, yapıldığı yıllar, hepsini öyle güzel anlatıyor ki, öğrendikçe sanata başka türlü bakmaya başlıyorsunuz.
‘Yeryüzünde güzel olan her şey üzerine yemin ederim.’ Bu, kitapta Mona’nın dedesinden duyduğumuz bir yemin. Ve etkiledi, hayatta var olan her şeye güzel ve farklı gözlerle baktırdı. Zaten kitabın bir yerinde, ‘Resimleri var edenler, onlara bakanlardır,’ diyor dedemiz. Kitabın ana fikri de bence bu.
Kitap sanat tarihçisi Thomas Schlesser tarafından yazılmış, bu da kitaba serpiştirmiş olduğu bilgilerin sağlamlığını garantiliyor.
Özellikle İnci Küpeli Kız’ın resmedildiği sayfa kenarlı baskısını çok beğendim, rafta hoş duruyor. Yazarın, resim tablolarını açıklamadan önce betimlemesi, ve anlattığı tabloların resimlerinin kitabın şömizli kapağın içinde bize vermiş olması ayrı bir güzeldi. Bilhassa ‘Çingene Kız’ tablosunu ele alış biçimine bayıldım.
Yalnız esere minik bir eleştirim olacak. Umarım bir sonraki baskıda yazım hatalarına daha çok dikkat edilir. Böyle güzel bir çalışmada redaksiyonun önemli olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Türkçe çevirisinde bir sıkıntı var, bazı cümlelerde anlam bozuklukları vardı. Bu da okurken göz yordu.
Kitabın bize söylemek istediği kısacası şu; insanların sanatla da birbirleriyle duygusal bir bağ kurabileceği ve hastalıkların sanat sevgisiyle iyileşebileceği. Sanat üzerine düşünmek, kendimizi daha iyi tanımanın da bir yoludur. Bunu deneyimlemek isteyenleri kitabı okumaya davet ediyorum. Son zamanlarda okuduğum en zarif kitaplardan…