Aslında bugün bir kitaptan daha çok bir yazardan bahsetmek istiyorum. Nüfusta yazan adıyla Hatice Saadet, dünyanın duyacağı adıyla Suat Derviş.
Nazım Hikmet’in keşfettiği, Atatürk döneminde eserleriyle hem Batı’da hem de Doğu’da başarıya ulaşan kadın gazeteci ve yazar…
Refah içinde geçen bir çocukluk, babasının hastalığı için elinde avucunda ne varsa seferber ettiği bir gençlik dönemi ve yine babasının vefatı ile gelen bir yoksulluk. Suat Derviş’in hayatı aniden tepetaklak olmuş. Bu da yetmezmiş gibi başarısız evlilikler yapmış, siyasi kimliği yüzünden kimse ona gazetesinde iş vermemiş.
Suat Derviş; mutluyken yazmış, mutsuzken yazmış, zenginken yazmış, yoksulken yazmış. Öyleki geride çok sayıda eser bırakmış. Üstelik başarısı Türkiye ile sınırlı kalmamış.
Dehası, insanüstü çalışkanlığı ile herkese ve her şeye meydan okuyan güçlü bir karaktere sahipmiş.
Özellikle erkek yazarların eleştirilerine maruz kaldığında sert bir dille; “yazarlığıma ilişemezsiniz. Bana kimse babasının kesesinden rüşvet, sadaka veya taltif makamı vermedi. 16 yaşından beri tam 16 yıl çalışarak kazandım” ifadelerini kullanmış.
Kitaptan bahsedecek olursak; İnsan ilişkilerini, sınıf farklılıklarını, kadın erkek ilişkilerini betimlemeler ile ince ince işleyerek okuyucuyla buluştuyor bu roman.
Namı diğer kendine tapan kadın Sârâ. Hep daha fazlasını isteyen, az ile yetinmeyen kitaptaki en bencil karakter Sârâ…
Bir diğer yandan en az Sârâ kadar güzel olan Nazan. Kitaptaki diğer karakterler ise Demir ve Vahdet.
Kim bilir belki de bu kitapta hayatla ilgili, mutlu olmakla ilgili, sevmek ve sevilmek ile ilgili bir çok konuda kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilirsiniz.
İyi okumalar…