Bu kitabı okuyunca aklımda şu cümle yakılandı: “Gönüllü tutsaklığın kullanma kılavuzu.”
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, bize öyle bir gelecek sunar ki insan ister istemez “Evet, burası cennet
Stefan Zweig – Satranç
Kim derdi ki; siyah ve beyaz taşlarla oynanan o masa oyunu, insan zihninin en karanlık köşelerine açılan bir kapı olabilir?
Stefan Zweig, Satranç adlı novellasında bunu öyle bir gösteriyor ki, satranç artık sadece bir strateji oyunu değil; aklın hem sığınağı hem de tuzağı haline geliyor.
Dr. B.’nin hücrede yaşadığı zihinsel mücadele, aklın hem kurtarıcı hem de yıkıcı gücünü gözler önüne seriyor. Ben okurken onun çaresizliği karşısında derin bir hüzün hissettim.
Mirko Czentovic’in mekanik satranç ustalığı ise zekâ ve insanlık arasındaki uçurumu düşündürdü bana. Zweig, bu iki karakterle insan ruhunun karmaşıklığını başarılı biçimde yansıtıyor.
Metnin altında savaşın, sürgünün ve Zweig’in kendi karanlığı yaşıyor resmen. Zaten intiharından önceki son eseri olması da bu kısa metni bir hikâye olmaktan çıkarıp adeta bir vasiyet duygusuna dönüştürür.
Burada satranç aslında aklın ve insan olmanın kırılgan sınırıdır. İnsanın kendi aklına karşı bile savunmasız kalabileceğini bu kadar sade ve çarpıcı anlatan başka bir kısa öykü bulmak zordur bence.
Okuyun. Düşünün. Belki de kendi zihninizin labirentinde bir hamle sizindir.