Büşra Sarıdoğan

Büşra Sarıdoğan
@Busra_Srdgn
Cesur Yeni Dünya: Gönüllü Tutsaklığın Kullanma Kılavuzu
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Bu kitabı okuyunca aklımda şu cümle yakılandı: “Gönüllü tutsaklığın kullanma kılavuzu.” Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sı, bize öyle bir gelecek sunar ki insan ister istemez “Evet, burası cennet olmalı” der Daha sonra biraz dikkatli bakınca aslında hiç de öyle olmadığını görürüz. Çünkü bu dünyada kimse aç değil, kimse mutsuz değil, kimse itiraz etmiyor. Ne hoş, değil mi? Asıl sorun da burada başlıyor. Bu mutluluğun sırrı basit: İnsanları zorla susturmaya gerek yok, yeter ki onları sürekli meşgul ve mutlu tut. “Soma” adında minik bir hap var; moralin mi bozuldu? Al bir tane. Sorgulamaya mı başladın? Al iki tane. Böylece kimse “Neden?” diye sormuyor. Üstelik bu mutluluk zorla değil, büyük bir gönüllülükle kabul ediliyor. Peki bize bu hikâye neden tanıdık geliyor? Çünkü bizim “soma”mız çoktan cebimize girdi. Adı Instagram, Facebook ya da başka bir şey olabilir; fark etmez. Tek tuşla beynimize küçük dozlarla haz enjekte ediliyor. Bir beğeni geliyor, ruhumuz şaha kalkıyor. Bir reels bitiyor, öbürü başlıyor. Sıkılmaya bile vaktimiz yok. Zaten sıkılmak ne ayıp bir şey, değil mi? Huxley’in dünyasında insanlar tamir etmeyi unutmuş, hep yenisini alıyor. Aile, aşk, sadakat. Bunlar da gereksiz bulunmuş. Bağ kurmak yerine geçici temaslar kâfi. Bizde de çok farklı değil: Seçenekler sınırsız, ama samimiyet kıt. Daha çok like, daha az bağ. En ironik tarafı ise bilgi meselesi. Burada bilgi yasak değil, sadece önemsiz bilgilerle boğulmuş durumda. Bugün de elimizin altında sınırsız bilgi var, ama biz bu bilgi okyanusunda genellikle köpüklerle oynuyoruz. Sonuçta Cesur Yeni Dünya bize şunu hatırlatıyor: Kölelik, zincirlerle değil, konforla da mümkündür. Ve bu konfor, öyle tatlıdır ki çoğu kişi özgürlüğe geri dönmek istemez. Huxley’in lunaparkında herkes kahkahalar içinde ama oyun
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Satranç
9/10
·83 syf.··
2022 1. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mart 2022 00:00
Stefan Zweig – Satranç Kim derdi ki; siyah ve beyaz taşlarla oynanan o masa oyunu, insan zihninin en karanlık köşelerine açılan bir kapı olabilir? Stefan Zweig, Satranç adlı novellasında bunu öyle bir gösteriyor ki, satranç artık sadece bir strateji oyunu değil; aklın hem sığınağı hem de tuzağı haline geliyor. Dr. B.’nin hücrede yaşadığı zihinsel mücadele, aklın hem kurtarıcı hem de yıkıcı gücünü gözler önüne seriyor. Ben okurken onun çaresizliği karşısında derin bir hüzün hissettim. Mirko Czentovic’in mekanik satranç ustalığı ise zekâ ve insanlık arasındaki uçurumu düşündürdü bana. Zweig, bu iki karakterle insan ruhunun karmaşıklığını başarılı biçimde yansıtıyor. Metnin altında savaşın, sürgünün ve Zweig’in kendi karanlığı yaşıyor resmen. Zaten intiharından önceki son eseri olması da bu kısa metni bir hikâye olmaktan çıkarıp adeta bir vasiyet duygusuna dönüştürür. Burada satranç aslında aklın ve insan olmanın kırılgan sınırıdır. İnsanın kendi aklına karşı bile savunmasız kalabileceğini bu kadar sade ve çarpıcı anlatan başka bir kısa öykü bulmak zordur bence. Okuyun. Düşünün. Belki de kendi zihninizin labirentinde bir hamle sizindir.
1000Kitap
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,6bin okunma
Tehlikeli Oyunlar
8/10
·479 syf.··
2025 1. kitabı
Eğer bir gün kendi aklımla kavga etmek istersem, kapı gibi Tehlikeli Oyunlar kitabının kapağını açarım; nasıl olsa Hikmet Benol benden önce başlamış bu deliliğe. Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay bu kitapta da aslında okura şunu sorar: “Kimin oyunu bu? Gerçek ne? Hayal ne? Biz hangi rolü oynuyoruz?” Bu sorularla kafanı o kadar karıştırıyor ki, bazen kendine bile güvenmez oluyorsun. Hikmet Benol’un hayatı, “ben bu toplumda tutunamadım” sendromunun başyapıtı ama aynı zamanda kendi kendine kurduğu hayali tiyatronun da en tehlikeli sahnesi. Kitap boyunca bir yandan “Gerçek hayat ne ki?” diye sorgularken, diğer yandan Hikmet’in kendi kurgusundaki rolleri arasında öyle bir koşturuyorsun ki, en sonunda sen bile başrole soyunuyorsun. Ama merak etme, o oyun öyle basit değil; tam bir kafa karışıklığı maratonu. Hikmet Benol’un oyunları, günümüz insanının sosyal maskelerinden pek farklı değil aslında. Herkes bir rol kesiyor, ama kimse gerçek benliğini gösteremiyor. Atay bunu öyle ince bir dille aktarıyor ki, okurken “Acaba ben de bu oyunun neresindeyim?” diye düşünmeden edemiyorsun. Dili ise ayrı bir oyun alanı. İroni ve absürt durumlarla dolu cümleler arasında gezinirken, bazen “Ben bu kitabı mı okuyorum yoksa kendi hayatımı mı seyrediyorum?” diye soruyorsun. Atay, okura sık sık aynayı tutuyor; ne kadar gerçek olduğumuzu sorgulatıyor. Ama dikkat. Bu kitabı “kolay okunur roman” diye alırsan, hemen pes edersin. Çünkü Atay’ın oyunları, oyuncusunu zorlar. Zaman zaman “Hikmet nereye gidiyor ya!” diye bağırmak istersin ama o da seni tam o anda ikna eder. Sonuç olarak, Tehlikeli Oyunlar, yaşamın absürtlüğünü ve bireyin iç dünyasındaki savaşları hicveden, okuru sürekli sorgulamaya iten bir başyapıt. Oyuna katılmaya hazır mısın? Ama unutma, perde kapandığında herkes kendi yalnızlığıyla
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
“CADI”
8/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
Neeee! Naşit Nefi Efendi’nin ölen karısı cadı olup, evlendiği kadınlara musallat mı olmaya başlamış? Bu böyle kulağa çok saçma geldi, durun! Hemen açıklıyorum. Hüseyin Rahmi Gürpınar, "Cadı" romanında mizahi ve eleştirel bakış açısını yansıtarak toplumun batıl inançlarını, hurafelerini ve cehaletini ele almış. Yoksa; ölen, hortlayan hele hele cadı olan kimse yok ortada. Gürpınar’ın romanında; Kocası öldükten sonra bir çocuğu ile dayısının evinde yaşamaya başlayan Fikriye’nin, yengesinin ısrarı ile yeniden evlenmeye zorlanması ile başlıyor olaylar. Çöpçatan bir kadının bulduğu; maaşı yerinde, daha önce bir kaç evlilik yapmış yapmış Naşit Efendi ise yengenin gözünde Fahriye için biçilmiş bir hint kumaşı. İşte olaylar tam da burada başlıyor. Fikriye gönülsüz de olsa evlenmek üzereyken eve gelen eski aile dostu, yengenin tüm hevesini kursağında bırakıyor adete. Naşit Efendi ile ilgili bütün dedikoduları Fikriye’ye anlatıyor. Dedikodulara göre; Naşit Efendi’nin vefat eden ilk karısı Binnaz cadı olmuş ve kocasının evlendiği kadınları öldürmek için mezardan çıkarak eve gelirmiş. Okurken o kadar keyif aldım ki, roman okuyucuyu düşündürürken aynı zamanda güldürmeyi de ihmal etmiyor. Romanda en çok keyif aldığım noktalardan biri ise deyim ve atasözlerinede yer verilerek okuyucunun dikkatinin çekilmesi. Gürpınar, dönemin toplumsal yapısını mizahi anlatımı ile eserin daha kolay okunmasını ve anlaşılmasını sağlıyor. Düşünsenize o dönemden bu döneme batıl inançlar ve cehalet konusunda iyi yönde değişen bir şey olmamış. Romanda eleştirilen sadece batıl inançlar değil; kadın-erkek ilişkileri, evlilikte bireylerin sorumlulukları, aile hayatı gibi konulara da sık sık rastlıyorsunuz. Romandaki eleştirilen konular bugün bile geçerliliğini koruyor.
Edebiyat
CadıHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,5bin okunma
Kendine Tapan Kadın
Puan vermedi·368 syf.··
2024 2. kitabı
Aslında bugün bir kitaptan daha çok bir yazardan bahsetmek istiyorum. Nüfusta yazan adıyla Hatice Saadet, dünyanın duyacağı adıyla Suat Derviş. Nazım Hikmet’in keşfettiği, Atatürk döneminde eserleriyle hem Batı’da hem de Doğu’da başarıya ulaşan kadın gazeteci ve yazar… Refah içinde geçen bir çocukluk, babasının hastalığı için elinde avucunda ne varsa seferber ettiği bir gençlik dönemi ve yine babasının vefatı ile gelen bir yoksulluk. Suat Derviş’in hayatı aniden tepetaklak olmuş. Bu da yetmezmiş gibi başarısız evlilikler yapmış, siyasi kimliği yüzünden kimse ona gazetesinde iş vermemiş. Suat Derviş; mutluyken yazmış, mutsuzken yazmış, zenginken yazmış, yoksulken yazmış. Öyleki geride çok sayıda eser bırakmış. Üstelik başarısı Türkiye ile sınırlı kalmamış. Dehası, insanüstü çalışkanlığı ile herkese ve her şeye meydan okuyan güçlü bir karaktere sahipmiş. Özellikle erkek yazarların eleştirilerine maruz kaldığında sert bir dille; “yazarlığıma ilişemezsiniz. Bana kimse babasının kesesinden rüşvet, sadaka veya taltif makamı vermedi. 16 yaşından beri tam 16 yıl çalışarak kazandım” ifadelerini kullanmış. Kitaptan bahsedecek olursak; İnsan ilişkilerini, sınıf farklılıklarını, kadın erkek ilişkilerini betimlemeler ile ince ince işleyerek okuyucuyla buluştuyor bu roman. Namı diğer kendine tapan kadın Sârâ. Hep daha fazlasını isteyen, az ile yetinmeyen kitaptaki en bencil karakter Sârâ… Bir diğer yandan en az Sârâ kadar güzel olan Nazan. Kitaptaki diğer karakterler ise Demir ve Vahdet. Kim bilir belki de bu kitapta hayatla ilgili, mutlu olmakla ilgili, sevmek ve sevilmek ile ilgili bir çok konuda kafanızdaki soru işaretlerine cevap bulabilirsiniz. İyi okumalar…
Kendine Tapan KadınSuat Derviş · İthaki Yayınları · 2018442 okunma