• Onunla evlenseydim korkunç bir şey olurdu.
    Başkasıyla evlendim, gene korkunç oldu.
    Oğuz Atay
    İletişim Yayınları
  • Annem, benim ölümden korktuğumu bilirdi; bunu bildiği halde gene de ölmüştü.
    Oğuz Atay
    Sayfa 372 - İletişim
  • Düşüncemin duvarlarına resimler asmak isterdim
    ...
  • ‘Bütün bildiklerini unut,’ dedi bana. ‘Zaten fazla bir şey bilmiyorum albayım,’ diye itirafta bulundum.
    Oğuz Atay
    Sayfa 364 - İletişim
  • Mış gibi yapmaktan usandım albayım.
    Oğuz Atay
    Sayfa 364 - İletişim
  • Onunla evlenseydim korkunç bir şey olurdu
    Başkasıyla evlendim, gene korkunç oldu
    ...
  • Son incelememi tabi ki Oğuz Atay'ın kitabıyla yapacağım.
    Bütün kitaplarını bitirmiş bulundum.
    Hepsinin genel olarak incelemesini burada yapacağım.

    Ama bundan önce benim Atay'la tanışmama sebep olan, Tutunamayanlar kitabını okumam için bana veren, yakın arkadaşım Fîlankes'e çok teşekkür ederim.

    Tutunamayanlar ile başlayan Atay hikayesi, Tehlikeli Oyunlar kitabı ile son olmuş bulundu.
    Kendimi berbat hissediyorum.
    Bencilce ama bütün yazdıklarını kendime saklayabilmeyi çok isterdim.
    Kendisini diğer okuyucularından kıskanıyorum.
    Ah ! Yaşasaydı...
    Zaten kimi sevsem ya ölü ya da ölüyor.
    Ne çelişki ama !

    Neyse konuya bağlı kalmaya çalışacağım :D

    Kitaplarının genelinde ölüm duygusu hakim.
    Gerçekçi yazıyor.
    Nedir bu gerçek ?
    Anlaşılamayan aydın sınıfını, öğretim üyelerini, eğitim sistemini, bireylerin ruhsal çelişkilerini(...) konu edinir kitapları.
    Ve bunu ironiyi kullanarak anlatır.
    Bu kitaplarının en önemli odağıdır, bence.

    Sizlere bazı alıntıları karşılaştırarak bir çıkarımda bulunacağım:

    》Korkuyu Beklerken kitabından;

    " Görünüşüme bakma, içim öldü artık diye korkuturdu beni. Inanmazdım. Öyle şeyler bulup söylerdi ki öldüğü halde. "

    》 Eylembilim kitabından;

    " Elbette ölüm, yani bizim tanımlamaya çalıştığımız
    intihar eylemi, kendini yetiştirenlerin eylemidir. "

    》 Tutunamayanlar kitabından;

    " Beni de öldürmelerini istiyorum artık. Çünkü, artık olduğum gibi kalmaya dayanmıyorum. "

    》 Oyunlarla Yaşayanlar kitabından;

    " Neden bahçeye bakıyorum , biliyor musun ? Ölümü seyrediyorum. "

    》 Günlük kitabından;

    " Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi. "

    》 Tehlikeli Oyunlar kitabından;

    " Ölmek istiyorum. Güzel kalmak için yapabileceğim tek hareket bu."

    ( Bir bilim Adamının Romanı kitabı biyografi olduğu için onu dahil etmeyeceğim. )

    Bu alıntıları okuyan kişi, yazarın büyük bir bunalımda olduğuna inanmaktan başka çaresi kalmaz.
    Çünkü gerçekten de görünüşte öyledir. Eğer kitaplarında mizahı odak almadan yazsaydı, insan psikolojisini bozuyor, diyebilirdik.
    Ama en umutsuz cümlelerinde bile bir umut barındırıyor.
    Her şeye rağmen yaşama olan bağlılığını hissettim okurken.
    Eğer ölüm üzerinde bu kadar durmasaydı belki de bu kadar sevmezdim Atay'ı.
    Bilinmez...

    Tehlikeli Oyunlar kitabına baktığımızda,
    Hikmet Benol’un intiharının edebi bir intihar olduğunu, hayatı boyunca oynadığı bütün oyunların (anlatıyı olası kılan bütün oyunların) zorunlu bir getirisi olarak intihar ettiği sonucuna varabiliriz.
    Hikmet Benol’a benzer olarak Selim Işık'ı da gösterebiliriz.
    O da intihar ediyor.
    Bu iki karakterinin de intihar etmesi oyunun bir parçası olarak anlaşılmalıdır.
    Tehlikeli Oyunlar kitabında durmadan ' doğru anlaşılma ' kaygısını taşıyor, Hikmet Benol.
    Aslında bu yazarın kaygısıdır.


    Atay, bu kaygısını (kendisine yöneltilebilecek bütün
    eleştirileri) metnin içinde geçersizleştirir. Romanını da, duyarsız ve kötü okura
    getirilebilecek en sert eleştiriyle sonlandırır:
    "Hava kararıyordu. Köşeden
    genç bir kızla bir adam göründü kolkola. Delikanlı bir şeyler anlatıyordu, genç kız da başını sallıyordu. ‘Bana kalırsa film biraz karışıktı,’ dedi genç adam. ‘Bazı yerini anlamadım.’
    ‘Canım,’ dedi kız, ‘Sonunda çocuk ölüyor işte.’
    ‘Aptal,’ dedi delikanlı, ‘O kadarını biz de anladık. "

    Romanlarından yükselen gürültü onu ve kitaplarının ' yanlış anlaşılmasına ' yol açan etkenlerden biridir.
    Ama bu gürültü; söylem katmanlarının birbirinin üstüne devrilmesinden, hiç birinin bir diğerini dinlememesinden kaynaklanır.
    Bu gerilim taşıyan ortamda dillendirilen söylemlerin dayandığı herhangi bir doğruluk zemini yoktur.
    Bu anlatıyı üst noktaya taşır.
    Bu ' anlaşılamama ' sorunu ( ortak sembolik düzenin dilini
    kullanamamaları ) onların yeni bir dil oluşturma çabası içine girmelerine yol açar.
    Bu da onlarda ' deliliğin ' oluşmasına zemin hazırlar.
    Tutunamayanlar’da da Tehlikeli
    Oyunlar’da da delilik motifi, bu yeni dil arayışının anlatımıdır.
    Delilik, sembolik düzenin kuşatıcı dilini kendine özgü bir dil yaratarak aşma, böylece; kendi aşkın konumunu aşkın bir dille temsil etme gücünü potansiyel olarak içinde barındırmak istemelerinden doğar.


    Atay'ın kitaplarını okurken aklımda beliren sorulardan biri de:
    Bu insan mizahı nasıl bu kadar iyi kullanabilir ?
    Hayatı alaya almak/ almaya çalışmak acı çeken veya acı çekmekte olan bir ruhun belirtisidir.
    Bunu kendi içinde tamamlayıp, anlayıp edebiyatına yansıtması onda nasıl bir ruhun oluşmasına sebebiyet vermiştir ?
    Deliliğin sınırlarında dolaştığı söylenebilir mi ?
    Bilinmez...

    Yazdığı her yazı onu ruhunun tercümesi niteliğinde.
    Dikkatli okuyucuları bu detayı farketmiştir, sanıyorum.

    " Hayatım hayatımın romanıdır, " diyor.
    Aklıma Aliya Izzetbegoviç'in sözleri geliyor:

    " ...hiç kimse başka birinin elemini tasvir etmemiştir, bu mümkün de değildir. Her yazarın tasvir ettiği elem kendisinindir; geçmişte veya gelecekte olabilir, fakat başka birine değil, sadece kendisine aittir. Bu anlamda her roman, esas kısmı itibariyle otobiyografiktir. "

    Allah'ın rahmeti üzerine olsun, Atay...
    Hoşçakalın !