Büşra Sarıdoğan

Büşra Sarıdoğan
@Busra_Srdgn
Satranç
9/10
·83 syf.··
2022 1. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mart 2022 00:00
Stefan Zweig – Satranç Kim derdi ki; siyah ve beyaz taşlarla oynanan o masa oyunu, insan zihninin en karanlık köşelerine açılan bir kapı olabilir? Stefan Zweig, Satranç adlı novellasında bunu öyle bir gösteriyor ki, satranç artık sadece bir strateji oyunu değil; aklın hem sığınağı hem de tuzağı haline geliyor. Dr. B.’nin hücrede yaşadığı zihinsel mücadele, aklın hem kurtarıcı hem de yıkıcı gücünü gözler önüne seriyor. Ben okurken onun çaresizliği karşısında derin bir hüzün hissettim. Mirko Czentovic’in mekanik satranç ustalığı ise zekâ ve insanlık arasındaki uçurumu düşündürdü bana. Zweig, bu iki karakterle insan ruhunun karmaşıklığını başarılı biçimde yansıtıyor. Metnin altında savaşın, sürgünün ve Zweig’in kendi karanlığı yaşıyor resmen. Zaten intiharından önceki son eseri olması da bu kısa metni bir hikâye olmaktan çıkarıp adeta bir vasiyet duygusuna dönüştürür. Burada satranç aslında aklın ve insan olmanın kırılgan sınırıdır. İnsanın kendi aklına karşı bile savunmasız kalabileceğini bu kadar sade ve çarpıcı anlatan başka bir kısa öykü bulmak zordur bence. Okuyun. Düşünün. Belki de kendi zihninizin labirentinde bir hamle sizindir.
1000Kitap
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,2bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
“İfade edemediğim bir eksiklik hissi var içimde, sanki her şey başka türlü olabilirdi.”
Alıntı
Tehlikeli Oyunlar
8/10
·479 syf.··
2025 1. kitabı
Eğer bir gün kendi aklımla kavga etmek istersem, kapı gibi Tehlikeli Oyunlar kitabının kapağını açarım; nasıl olsa Hikmet Benol benden önce başlamış bu deliliğe. Tehlikeli Oyunlar, Oğuz Atay bu kitapta da aslında okura şunu sorar: “Kimin oyunu bu? Gerçek ne? Hayal ne? Biz hangi rolü oynuyoruz?” Bu sorularla kafanı o kadar karıştırıyor ki, bazen kendine bile güvenmez oluyorsun. Hikmet Benol’un hayatı, “ben bu toplumda tutunamadım” sendromunun başyapıtı ama aynı zamanda kendi kendine kurduğu hayali tiyatronun da en tehlikeli sahnesi. Kitap boyunca bir yandan “Gerçek hayat ne ki?” diye sorgularken, diğer yandan Hikmet’in kendi kurgusundaki rolleri arasında öyle bir koşturuyorsun ki, en sonunda sen bile başrole soyunuyorsun. Ama merak etme, o oyun öyle basit değil; tam bir kafa karışıklığı maratonu. Hikmet Benol’un oyunları, günümüz insanının sosyal maskelerinden pek farklı değil aslında. Herkes bir rol kesiyor, ama kimse gerçek benliğini gösteremiyor. Atay bunu öyle ince bir dille aktarıyor ki, okurken “Acaba ben de bu oyunun neresindeyim?” diye düşünmeden edemiyorsun. Dili ise ayrı bir oyun alanı. İroni ve absürt durumlarla dolu cümleler arasında gezinirken, bazen “Ben bu kitabı mı okuyorum yoksa kendi hayatımı mı seyrediyorum?” diye soruyorsun. Atay, okura sık sık aynayı tutuyor; ne kadar gerçek olduğumuzu sorgulatıyor. Ama dikkat. Bu kitabı “kolay okunur roman” diye alırsan, hemen pes edersin. Çünkü Atay’ın oyunları, oyuncusunu zorlar. Zaman zaman “Hikmet nereye gidiyor ya!” diye bağırmak istersin ama o da seni tam o anda ikna eder. Sonuç olarak, Tehlikeli Oyunlar, yaşamın absürtlüğünü ve bireyin iç dünyasındaki savaşları hicveden, okuru sürekli sorgulamaya iten bir başyapıt. Oyuna katılmaya hazır mısın? Ama unutma, perde kapandığında herkes kendi yalnızlığıyla
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma
Kitaplarla ilgili sevmediğim tek şey her geçen gün artan fiyatları 🤦🏻‍♀️