Çocukluğumun baş belası, günümün kahramanı. Huzurlarınızda bir başyapıt: Denizler Altında Yirmi Bin Fersah
Evet, başlarken de söylediğim gibi zorla, kısaltmış versiyonu olsa dahi, okutulmaya çalışan ve sırf "zorla" okutulmaya çalışıldığı için zamanında okumadığım, daha doğrusu okumak istemediğim o şaheserin şu an incelemesini yapıyorum. Keşke geçmişte kitabı, al okuyacaksın deyip önüme atmak yerine, kitabın içeriği hakkında beni motive edecek/merakımı uyandıracak şekilde bilgi verseydiniz de bu eseri çok daha öncesinde okuyup Jules Verne gibi yetkin bir kalemle tanışsaydım. Ancak kaderin dalgaları beni ancak günümüzde okumaya itti.
Eserin iyi ve kötü yanlarına geçmeden önce yakındığım bir durumu belirtmek isterim ki bu kitap gerçekten bilinmiyor ve okunmuyor. Bakın duyulmuyor demiyorum, bilinmiyor. Hepimiz illa ki Denizler Altında Yirmi Bin Fersah kitabını bir yerlerden duymuşuzdur, ancak kaçımız bu eseri merak edip en azından içeriğine veya konusuna baktık? Ben de dahil hiçbirimiz. Bu yüzden umuyorum ki bu eser ama özellikle Jules Verne ülkemizde hakkettiği gecikmiş tanınırlığına kavuşur.
Şimdi öncelikle eserin kötü yanına gelecek olursak, benim gözüme çarpan sadece tek bir kusur vardı, ona da kusur demek ne kadar doğru olur şimdi tartışacağız.
Denizler Altında Yirmi Bin Fersah son derece ilgi çekici ve akıcı bir kitap, buna zaten olumlu yönlerinde değineceğim, hemen hemen her yeni olay başlarken, devam ederken ve sonuca ulaştığında inanılmaz bir zevk aldım. Ama, ne kadar gerekli olduğunu düşünsem de, herhangi bir olayın giriş kısmı bittikten sonra Aronnax ve Conseil'in yaklaşık 3-4 sayfa boyunca, asıl olaya gelene kadar, denizdeki türleri sınıflandırması oldu. Bakın bu dediğim kulağa basit gibi gelebilir ama düşünün, tam böyle olay gelişmeye başlayacak sizin heyecanınız körüklenme aşamasında, hop bir anda akademik biyoloji kitabından fırlar gibi onlarca deniz canlısının, üstelik Latince, olarak sınıflandırılmaya başlandığını düşünün. Ben biyolojiyi ne kadar merak etsem de bu şekilde öğrenmek istemem açıkçası. Adamlar bir başlıyor işte bu balığın halk ismindeki adı bu, Latince ismi şu, şu sınıfın şu familyanın şu cinsine ait diye öyle bir devam ediyor ki. Kaldı ki bu sadece tek seferlik veya tek bir balık için olsa yine iyi ama onlarca canlıyı onlarca olayda bu şekilde sıralamak merakı olan veya olabilecek bir insan için ne kadar muazzam ise benim gibi basit bir okurun için zulüme dönüşüyor. Hani sonrasında Jules Verne'nin olayı harika bir şekilde toplayıp önüme doyurucu bir şeyi çıkaracağını bilmesem kitabı çok büyük ihtimalle yarım bırakırdım.
Fakat yukarıda da bahsettiğim gibi bu eleştiri benim gibi ilgisini çekmeyen basit bir okur için geçerli. Şayet Celâl Şengör gibi birisi bu kitabı okuduğunda zevkten zevke koşacaktır hiç şüphesiz. Ama benim için maalesef okumayı zorlaştıran bir etken oldu.
Asıl gelelim bu şaheserin onlarca iyi yanına:
En başta şunu söyleyebilirim ki Jules Verne ne yazdığını bilen bir insan. Denizde geçen bir olayın ne kadar büyük marifet gerektirdiğini bilmiyor veya okumadan önce benim gibi küçümsüyor olabilirsiniz. Ama arkadaşlar unutmayalım bu kitap 1860-1870'lerde yazılmış bir eser. Şu an kitapta yazılan bizim için ne kadar olağan geliyorsa o zamanlarda da o kadar olağandışıydı bu tür düşünceler. En basitinden Nautilus'un elektrik enerjisiyle çalışması, etrafını aydınlatma şekli, deniz altı kıyafetlerinin çalışma prensibi şu ankilerle çok benzeyen yapıdalar. Buradan da anlıyoruz ki Jules Verne zamanın ötesinde yazacağı şeyi bilen, yetkin bir kalem. Okurken hayran olduğum bir yazar oldu kendisi.
Kitabın karakterlerine gelecek olursak kitaptaki karakterler muazzam şekilde yazılmış ve aynı muazzamlıkta okuyucuya aktarılmış. Ana karakterler ana karakter gibi, yan karakterler yan karakter gibi, birkaç sayfa sonra yok olacak karakterler ise derine inilmeden söylenmiş. Bir önceki okuduğum kitap olan Kürk Mantolu Madonna eserinde eleştirdiğim durumu burada görmemek beni epey mutlu etti açıkçası. Aronnax'ın akademisyen ve hümanist kişiliği, Conseil'in itaatkarlığı, sadakati ve sakinliği, Ned Land'ın hırçınlığı ve gücü ama özellikle Kaptan Nemo'nun o soğukkanlılığı, sakinliği, dehası o kadar iyi ve yalın bir halde anlatılıyor ki. Şimdi ben böyle söyledim diye de lütfen kimse karakterler tekdüze zannetmesin, her karakterin karşılaştıkları durumlar karşısında günden güne duygu ve düşünce durumlarının nasıl değiştiğini, evrildiğini görüyoruz. En basitinden Kaptan Nemo hemen hemen eserin her yerinde sakin ve soğukkanlı bir kişilikken eserin sonlarına doğru nasıl depresyona girdiğini hatta ve hatta nasıl intihar girişiminde(?) bulunduğunu görebiliyoruz. Kısacası karakter betimlemesi ve anlatımı bakımından ders olacak bir eser.
Diğer bir konu ise kitaptaki olayların merak uyandırıcılığı ve akıcılık. En basitinden şunu söyleyeceğim "bugün yorgunum 20-25 sayfa okuyup bırakacağım" dediğim her seferde en az 70 sayfa okudum ve bu 70 sayfa okuduğumu da okuduktan sonra ancak fark edebildim. Her bir olay o kadar güzel anlatılmış, o kadar güzel aktarılmış ki resmen ben kitap okumadım da film izledim etkisine girdim. Çok uzun zamandan sonra bu denli güçlü şekilde hayalimde kitabı izlediğim oldu.
Gizem faktörü konusuna gelince benim önceki incelemelerimi okuyanlar bilirler ki ben öyle okuduğum eserde aşırı bir gizem faktörü olsun istemem. Evet, bazı olayların okurun inisiyatifine bırakılması ne kadar gerekli olduğunu düşünsem bile bu ince sınırın en ufak aşılması beni kitabı okuduktan sonra rahatsız eder. Çünkü zaten emek harcayarak okuduğum eserin, aynı emeği tekrar tekrar, kesinlik olmaksızın, heba edip bir de bu eserin gizemini bulmakla uğraşmak zor gelir bana. En azından zor gelirdi diyelim, keza Jules Verne o sınırları baştan yarattı benim için. Hatta o kadar ki eğer bu kitap Kaptan Nemo'nun isminin hakkını vermeseydi gerçekten üzülürdüm. Ancak Kaptan kendisi gibi o kadar güzel gizeme kayboldu ki anlatamam. Gizem faktörünü ve bilinmezliği çok güzel yansıtan Jules Verne'ye tekrardan teşekkür etmeden edemeyeceğim.
Ve son olarak eserin sonu. Yukarıda da anlayabileceğiniz üzere eser her şeyi açığa çıkarmadan ama anlatmak istediklerini anlatarak verdi. Kitabı bitirdikten sonra o kadar güzel bir doygunluğa ulaştım ki bu doygunluk beni boşluğa düşürdü. Resmen kitabın sonunda derin düşüncelere, sevince, hüzne aynı anda kapıldım. Kafam bir o kadar berrak ve bir o kadar doluydu. Bazı eserlerin aksine, ki burada bahsettiğim eserler anlatmak istediğini anlattıktan sonra kitabın sonunu iyi işte tamam alacağını aldın git hadi şeklinde bitiren eserler, muhteşem biraz daha abartmak gerekirse kusursuz bitti.
Kıssadan hisse bence Denizler Altında Yirmi Bin Fersah hemen her yaştan kişinin okuması gerektiği, daha yaşı küçük çocuklara ise #k:433852 kısaltılmış şekilde, zorlamadan, teşvikle okutulup Jules Verne gibi bir yazarı tanıtmamız ve tanımamız gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar eser benim için 10 üzerinden 9.5'luk bir eser olsa da 10/10 puan vermek ne kadar çok istesem de veremeyeceğim. Çünkü oradaki tek eleştirdiğim kısım beni bazı kısımlarda çok rahatsız etti. Bu yüzden esere 9/10 puan vermek durumda kalacağım.
~Zaman ayırıp okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.~