Puan vermedi·384 syf.····Okunma: 02 Eylül 2024 00:00 Şu ana kadar onlarca kitap okudum. Sevdim, sevmedim, üzüldüm, hayran kaldım, eğlendim, kitaba sarıldığım da oldu pek çok şey yaşandı yani. Sadece bir tanesinde karakteri kitaptan çıkarmak istedim, çıkarıp sarılmak.. Martin Eden’dı o. Şimdi artık Vovka da var. Mihail Şişkin’in Vladimir’i yani Vovka’sı.
Mektupların Romanı iki aşığın mektuplarından oluşuyor. Vovka cepheden yazıyor, Saşenka ise kendi hayatından; ikisi de mektuplarının ulaşacağını umarak cevap bile alamadan yazmaya devam ediyor.
Beni kitaba hayran bırakan da bu mektupların gidişatı ve zamanın farklılaşması oldu.
Hayat devam ediyor Saşenka için ve yazdıkça açılan iç hesaplaşmalarını okuyoruz. Vovka ise hayatın kıyısında onun iç hesaplaşması bambaşka. Çok basit aslında: savaştan dönmek ve yaşamak. Sadece yaşamak…
Geçmişe dönüşlerle, başlarından geçenlerle, gördükleri ve hissettikleriyle aslında iki farklı kurgu okuyoruz.
Barış Bıçakçı’nın “kalem bir kazı aletidir.” cümlesini hatırlattı bu kitap bana. Kendini yazdıkça deşersin, deştikçe de ulaşacağın tek şey kendi iskeletin olur. Her insanın bir sonu var. Tek gerçek de bu.
Şişkin’i okumanızı tavsiye etmiyorum; okumanız için ısrar ediyorum. Mürekkep Lekesi de olur Mektupların Romanı da. Bi tanışın, çok büyük yazar.
“Seni bir türlü her kitabın yalandan ibaret olduğuna ikna edemezdim. Her şeyden önce, bir başının ve sonunun olması onun yalan olduğunun kanıtı. Son noktayı koyup da “SON” yazmak, ardından da ölmemek hiç dürüstçe değil.” (s.186)