·680 syf.····Okunma: 09 Eylül 2024 23:44 Peki kim kurtaracak beni var olmaktan? Ne ölümdür istediğim ne de hayat…
İster deli ister yüksek insan ister sadece bir hayalperest
Ne olduğu farketmeksizin okunması, tanınması özümsenmesi gereken usta bir yazar ve karakter kendisi. Rahatsız edici boyuttaki huzursuzluğu maalesef başta buna ben de dahil olarak insanların kitabı yarım bırakmak istemesine sebep oluyor fakat onun derinlerine daldıkça kopamayacağımız edebi bir şahsiyet olduğu hemen anlıyoruz. Düşüncelerini yayımlatma düşüncesi olmadan kağıda dökmesi ise sempati uyandıran ayrı bir detay…
Öncelikle kitabın konusundan biraz bahsetmek istiyorum. Huzursuzluğun kitabı…içsel varoluşun kitabında karşılaştığımız manzara, hayatı boyunca kendini aldığı notlarla anlatmaya çalışan bir adamın deneyimleri. Ve ilginçtir ki bu deneyimleri herhangi bir eylem değil onun hayal dünyasıdır. Kitaba konu olan “Eylemsizlik” den bahsederken;
(Eylemsizliği, oldum olası metafiziksel nedenlerden kaynaklanan bir hastalık olarak yaşadım. Herhangi bir eylemde bulunmak, varlıkları kavrayışımı hep zedeledi, dış evrende ikiye bölünmesine yol açtı; sadece kımıldandığım zaman bile, bundan böyle yıldızların, göğün aynı kalamayacağı izlenimine kapıldım. İşte bu nedenle en ufak bir hareketin bile metafîziksel olarak neye tekabül ettiğini, çok erken yaşta, şaşırtıcı derecede açık bir şekilde görür oldum. Eyleme, aşkın bir dürüstlük anlayışından ileri gelen bir edeple yaklaştım, bu tavır bilincime kazındığından beri hissedilebilir dünyayla içli dışlı olmaktan beni alıkoyuyor.sf 462) farklı bir boyut daha kazanıyoruz.
. Pessoa hayallerini eylemlerle sınırlamak istememişir,(hayatını hayalle sınırlamamak düşüncesine karşın) her şeyin düşte daha güzel ve anlamlı olduğunu herhangi bir eylemin ise düşe bir hakaret olacağı düşüncesini okurlarına sunar. Hayalinde her şey olabilir ( Ama ne Caesar’lar oldum sf.153) Son derece monoton bir hayat sürse de kurduğu hayallerle bu monotonluğu aşabiliyor hiç gitmediği ülkelere yolculuklar yapıyor örnek olarak (Sf. 658 çıkılmamış yolculuk) Düşünmek var olmayı bilmemektir diyerek de varlığından çıkıp düşünceleriyle sonsuzluğu açılıyor.
Hayattan vazgeçişin öyküsü… Bir masanın başında dipsiz bir bunalımla kendinden geçmenin zevkini tadıyor…(Ve nihayet ne mutlu her şeyden vazgeçene; her şeyden vazgeçtiğine göre hiçbir şeyi elinden alınamayacak, eksiltilemeyecek olana.. sf297) Görüyor görünmez olanı; küçümsüyor dünyayı her şeyiyle. Düşüncelerinde mantık duygularında ise his yok.(Sadece şairlerle felsefeciler gerçekçi bir gözle bakarlar dünyaya, çünkü yanılsamaya uzak olan yalnız onlardır. Berrak bir şekilde görebilmenin yolu hiç eylemde bulunmamaktan geçer. Sf348)
Çaba sarfetmek… çaba sarfetmek bir suçtur diyor, çünkü her eylemle bir düş ölür! Hayalin güzelliğini gerçekle kirletmek istemiyor. Hayal gücünü sınırsızca zorlayan Pessoa, kendine hayali kimlikler de yaratıyor ve ruhunun derinliğinde delirmekten de çok korkuyor. Peki bunun için ne yapıyor derseniz bunun çözümünü yine düşünde iki Fransız psikoloğa gitmekte buluyor :)
Bir diğer yaklaşımı okültizmden bahseden Pessoa; kendisi gibi evrenin de çoğul bir yapısı olduğunu söyler. Bu çoğulluğu yazılarına ve yaşamına da yansıtır
Şair bu konuları felsefi yaklaşımını ortaya koymak için değil kendisi bu olduğu için ele almıştır.
Şüpheci bir tavır takınır o. (Bari hissediyor muyum, düşünüyor muyum, var mıyım, bunları biliyor muyum acaba? Bir şey bildiğim yok: Renklerden, biçimlerden ve ifadelerden oluşan nesnel bir şema var, ben de onun sallanıp duran, ıskartaya çıkmış aynasıyım.Sf 431) Mutlak doğruları yoktur. İdeallere sıkı sıkıya bağlananları aşağılar. (Doğru ya da kesin gözüyle baktığımız nice şeyler düşlerimizin artıklarıdır sadece, anlama yetisinden yoksun olduğumuz için içine gömüldüğümüz uyurgezerliğin ürünleri Sf.270) Gittikçe kopuyor yalnızlaşıyor, o sorguladıkça bir sarsılıyoruz yerimizden.(Boyutlardan birinde bedenimizi yaşıyoruz belki, bir başkasında ise ruhumuzu. Sf.118) ancak tüm bunlar ona salt acı vermekten ziyade yalnızlığın kendisini tanıma fırsatı olduğunu biliyor. (Özgürlük yalnız kalabilmeye denir Sf.355) Yalnız yaşayamıyorsan kölesin demektir bu yüzden pessoa özgürlüğü kendi iç dünyasında buluyor. Can sıkıntısını iliklerine kadar duyumsuyor.
(Sıkıntı gerçekten de her şeyin haddinden fazla anlamsız olduğunu tende hissetmektir Sf.453)
Varlık ötesinde bir varlık olma yolunda arzudan bahsederken ise (İhtiyaç duyduğumuz şeyleri istememiz insanca bir davranıştır, yalnızca gerekli olanı değil, arzulanır bulduğumuz şeyleri istemek de insancadır. Hastalıklı olan, gerekli olan ile arzulanır olanı aynı şiddetle arzu etmek, kusursuzluk özlemi yüzünden, ekmeksiz kalmış gibi acı çekmektir. Sf.86) arzuların tutsağı olmamayı öğütlüyor. Çılgınca arzulamak, sahip olmayı istemek.. Kim neye sahip olabilir ki? Sahip olduğumuz tek şey ruhumuzdur onu da Tanrı bize verdiyse neye sahibiz biz? Her zaman çözülemeyen bir soru bir düğüm vardır. Arzu.. ise yakıcı bir hastalık onda.
Her şey bir yanılsama ve en üst insanın varacağı nokta ise bu yanılsamayı kavramaktır düşüncesinden hareketle küçümsüyor hayatı her şeyiyle.
(Tek trajedi, insanın kendindeki trajikliği görememesidir. Ben, dünya ile yan yana yaşadığımı hep bilmişimdir. Sf.156) O kendini, insanı zevkleri tatmaktan kurtulmakta buluyor. Yaşamla arasına bir cam koyuyor. Kendi kendiyle savaş veriyor nitekim; (Kendi kendiyle savaşamayan insan başkalarıyla savaşır Sf.216)
kapılmıyor hayatın ritmine, sahip olabileceği her şeyi kendinde buluyor. Talep etmeksizin, istek duymaksızın arzu duymayı başarabiliyor. (İstek duymaksızın arzu duymayı başarmak taç giymek gibidir.Sf. )
Ve sevmek…
İnsana bir yüktür, başkasının heyecanını duyma yükü.Ruhunu kimselere ne teslim etmek ne de ödünç vermek istiyor. Anlaşılmak istemiyor o, en aşağılık ihtiyaçtır bu. Ruhunu dışarıya ait kılmak istemiyor. İdealinde sevmeye yer yoktur. Nasıl hissedeceğini ve seveceğini bilmiyor…
(Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir. Kısacası kendi uydurduğumuz bir kavramı ve sonuç olarak kendimizi sevmekteyizdir. Bu dediğim aşkın her kademesinde geçerlidir. Sf.161) diyor özgürlüğün adamı ve (sürekli olarak bir duyguya bağlanmayı düşününce rahatsız olduğumu keşfettim,özellikle sürekli çaba harcamak gerekiyorsa.sf299) bağlılık ve güven duygusu olmadığını görüyoruz. Küçük yaşta kaybettiği babası, ona yabancı kalan bir ortamda büyümek belki açıklıyordur bunu…
(Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek, sırf başkaları kendimizi bir heyecanlar prensi yerine koyuyoruz, insan ruhunun verebileceğinin azamisini kabul etmek istemiyoruz sanmasınlar diye. Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur! Sf 300) …
Anlayabilenler için çok sade bir dile sahip ve eğer Schopenhauer okumaktan hoşlandıysanız benzer yaklaşımları itibariyle Pessoayı da seveceğinizi düşünüyorum. Aktardığı salt karamsarlık ve melankoliden ziyade öğretici, düşündürücü bir içeriğe sahip. Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyor ve
Keyifli okumalar diliyorum :)