Puan vermedi·109 syf.····Okunma: 03 Eylül 2024 15:03 Bugün Japon Klasiklerinden okuduğum ilk kitabın yorumuyla geldim. Okuyucular olarak bazen istesek de istemesek de bazı akıntılara kapılıp gidiyoruz, biliyorsunuz ki Japon klasikleri bir okumadır gidiyor, herkesin sevdiği bir tür olarak başlasa da birkaç kitaptan sonra bir türlü devamını getiremediği, getirmek istemediği bir okuma türü olarak karşımıza çıktı. Kitap akıcı mı akıcı, okuru sürükleyip gidiyor. Peki efenim, nedir bu okuru sürükleyip giden şey? Kitabın başından sonuna kadar buhranlı olduğunu söylemeliyim.Okudukça bitmek tükenmek bilmez duygularda boğuyor bizi.
Kitabın konusu aslında çok basit aile kavramında özellikle kız çocukları için baba figürü önemli deselerde ben her zaman kız-erkek farketmez her iki tür içinde baba figürünün önemli olduğunu düşünenlerdenim.Baba figürü her zaman aslan-kaplan-dağ-direk-kale olarak görüldüğü için en azından onlara öyle ithafta bulunulduğu için baba her zaman elimizdeki önemli bir figür.
Kitabımızda başkarakterimiz de başta babası olmak üzere annesi olsun, abisi olsun, ablası olsun, arkadaşları olsun ve hatta hatta evdeki yardımcıların gözünde bile bir değer yargısının zerresini taşımaz, hissetmez.Eh tabii bilirsiniz, bilmelisiniz insan bir yere bir gönüle bir simgeye ait hissetmeli kendini, bu insanın doğasında var olan bir şey. Bu durum böyle olunca başkarakterimiz herkes için vasıfsızdır, herkes için görünmezdir, kaybolsa üç gün kimsenin bilemeyeceği biri.En çokta babasının sevgisini tadamadığından bu durum onu öyle bir yere getirir ki bir daha asla iyileşmiyor.Yine de bence insan her ne yaşıyorsa yaşasın kendince varolabilmeyi başarmalı, başarabilmeli, keder herkes için vardır, sevgi bitebilen ya da bazı gönüllerde kendini göstermeyi hiç ifade edemeyen bir şey olarak karşımıza çıkabilir, bununla mücadele etmek yerine kendi varlığımızı sanki biz bir dalgaymışız gibi de akıntıya kapılıyoruz gibi olmamalı, merak etmeyin biliyorum çok zor, ama hiçbir şeyin imkansız olmadığı gibi bir şey duymuştum daha önce, bu denenmeli.
Başkarakterimiz, dünya onun etrafında dönmeli gibi şeyler yapıyor ve düşünüyor. Varlıklı bir ailenin küçük oğlunun baba sevgisi hissetmiyor diye girdiği buhranları okuyoruz, daha önce bu türde çok izledik çok okuduk.İstediği gibi bir hayat yaşamasına, her istediğinin olduğu bir aileden gelmesine rağmen insanlar tarafından değersiz olduğunu hissedip eğer onları güldürmezse onlar için hiçbir şey ifade etmediğini anlatıp duruyor, biz de onun kendisine nasıl yazık edişini okuyoruz.Kitabı hiç dramatize etmeyin varlığınızı bile hissetmeyen, sizinle konuşmayı bile denemeyen ama sırf siz onları güldürüyorsunuz diye yanınızdalarken hoşnutlarsa bırakın bu ortamı sizin için daha iyi olan bir ortamı ve insanları seçin, hakikaten de herkesi memnun edemezsiniz, başkarakter üzerine sanki vazifeymiş gibi durmadan insanları güldürmenin peşine düşüyor ve bunun adına da şaklabanlık, soytarılık diyor. Bunları neden söylüyorum, efenim ailesi ona öyle bir imkan veriyor ki bu imkanı çizerliğinde kullanabilir, gönderdikleri şehirde okulunu bitirip bir meslek sahibi olabilir, istemiyorsa varlıklı babasının yardımıyla kendisi işletmeci olabilir ya da bir yere girip iş öğrenip patron olabilir.Bunlardan birini yapmak varken o ne yapıyor kendini akışa bırakıyor çünkü biliyor bir yere kadar ailesinin yardımıyla parasız kalmayacağını, bunu bilmek insanı sonuna kadar götürmez ama bir yere kadar götürür bunu herkes bilir. Bu kitaba gösterilen ilgilerden bir tanesi de "Japonların s*vaş sonrası bu kitaba dört elle sarılması, bunu okumasıdır." Yazısı hepimizi bu kitaba iştahlandırdı. Bu kitabı okuduğum süre boyunca daha ilk sayfalarındayken bile hep şunu dedim, 's*vaş sonrası okunmasının en somut sebebi insanların hayatlarına artık bir birey olarak devam etmesindendir, kitabı elinize aldığınız andan bırakacağınız ana kadar bunu somut bir şekilde görürüz. Kendi başına birey olma çabası ve toplumda her zaman ve her yerde herkese ayrı kendi üzerlerine rol biçmedir. Hakikaten de öyle oldu 73.sayfaya geldiğimde şununla karşılaştım "Toplum nedir ki? İnsanların çoğulu mu? Bu toplum denilen şey somut olarak nerededir? Yine de her nasılsa, şiddetli, sert korkutucu bir kavram olduğunu düşünerek yaşamıştım hep."der.Yani öncesinde bunları hep düşünüyordum ve uyguluyordum, mantıklı gelmesine gerek yoktu uyguluyordum, çoğulluk ne derse o doğrudur gibi gibi. Şunu da ayrı bir örnek olarak vereyim arkadaşı Horikiye şunu söyler: "Toplum dediğin, sen olmayasın?" Yani senin düşündüğün şeyle toplumun düşündüğü şey aynı şey sen onlar gibi düşünüyor onlar gibi konuşuyorsun diyor ya da aslında kendi düşüncelerini toplumun düşünceleriymiş gibi konuşuyorsun demeye getiriyor.Her iki düşünce de doğru bunda hemfikiriz.
Kitabın başlarında karakter bize baba sevgisizliğinden ve toplum tarafından herkes için ayrı rollere girmekten artık şaklabanlık yolunu seçtiğini söyler kitaba neredeyse böyle giriş yaparız ve kitabın sonlarına doğru karakterimiz bize tekrardan bir baba figürünü hatırlatır ve şöyle der, "Babamın öldüğünü öğrendikten sonra kendimi iyice salıvermiştim. Artık babam yoktu, yüreğimden bir an bile silinmeyen o korkutucu varlık yitti. Dert küpüm boşalmıştı sanki. Belki de dert küpümün bu kadar ağır olmasının sorumlusu babamdı. Sanki direncim kaybolmuştu. Acı çekme yeteneğimi bile yitirmiştim." Okudunuz mu? Gördünüz mü? Babasını kaybettikten sonra hafiflediğini artık işlerin rayına oturduğunu dert küpünün kalmadığını söyler. Nasıl ki babasının kaybını duyunca bütün acıları bir anda kayboluyor, bütün suçlu babasıymış gibi tam bir melodram bir karakter.O hep böyle aklından geçen her şeyi bize söyler ama bir yerde de şöyle bir şey der o kadar rollere giriyorum ki artık kendi benliğimi hissetmiyorum bile belki şimdi bile rol yapıyorumdur belki bu kadar da kötü değilimdir falan der bu durumu okuduğumda bir okur olarak kesinlikle durumu ajite ediyordu ve biz ondan taraf olalım diye çaba sarfedişini her satırda okudum ama öyle bir şey ki bizim onu anlamamızı bile beklemiyor, istemiyor. Çünkü karakter kesinlikle derdine derman aramıyordu o süzülmek, kaybolmak istiyordu. Karakterin hiçbir olur tarafı yok misal bir yerde öylesine takıldığı bir kadınla kadın borçlar altında kalmış, yersiz yurtsuz, istenmeyecek bir hayat sürüyor kadın denize atlayalım diyor ikisi birlikte taakk denize atlıyor gecenin bir yarısı hiç düşünmeden hem de ben niye atlıyorum demeden çünkü onun için yaşamakla ölmek bir ne fark eder ki diyor. Kadınlarla ayrı bir sorunu var hayatına giren hiçbir kadına ilgisini, sevgisini verecek bir ilişkiye girmiyor ama kadınlardan uzak da durmuyor zaten böyle de olmalı gibi bir şey söylüyor. Daha gencecik bir kızla evleniyor ama ne için evleniyor kız onun söylediği hiçbir şeyi ciddiye almıyor her söylediğini komik algılıyor, geçmişte yaşadığı şeyleri kıza anlatıyor kız oturup gülüyor. Zaten arı konmamış gül gördüğü ve sürekli karşısına geçip güldüğü için evleniyor bu kızla burda da evlilik durumu oturmuyor. Gittiği her yerde kendi huzurunu kendi bozuyor. Böyle düşünmekte ve bu karakterin nasıl dramatize edildiğini akıl sır erdiremediğimi söyleyebilirim.Bana Yeraltı Edebiyatı türü gibi de geldi.Kitap başından sonuna kadar dolu dolu, boş bir kitap değil depresif bir karakteri okumayı modunuza göre ayarlayın, buna göre kitaba elinizi korkak alıştırmayın akıp gidiyor zaten! Neyse keyifli okumalar yine de!