oğuzcuğum atay;
10/10
·724 syf.··
2024 66. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 12 Eylül 2024 03:17
Oğuzcuğum Atay, o kadar çok hayranım ki sana… Tutunamayanlar muazzam bir eser. Hacmiyle birçok insanın gözünü korkutan, okurken de postmodernizmin çok başarılı bir örneği olmasından kaynaklı olduğundan zorlanılacak, ciddi konsantrasyon gerektiren bir kitap ve bir o kadar da önerilen ve her yerde alıntılarını görebileceğimiz bir kitap olduğundan hem en çok yarım bırakılan hem de en çok okunmak istenen kitaplar listesinde yer alıyormuş. Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın ilk kitabı. Gerçekten ilk kitaba göre olağanüstü bir kitap okuyorsunuz. Oğuz Atay; duyguları derinden hissettiren, olaylardan ziyade kişilerin duygu durumlarını bize geçirmek isteyen ve genel itibariyle yalnız insanların yalnız dertlerini yani aslında birçok insanın dert olarak görmeyeceği şeyleri dert edinen duygusal ve yalnız insanları anlatır bize. Olay anlatıcısından daha çok karakter anlatıcı olması Oğuz Atay’ı edebiyatımızda çok özel kılıyor. Oğuz Atay, Tutunamayanlar’ı yazmadan önce Yusuf Atılgan’dan fazlasıyla etkilenmiş. Aylak Adam’ı daha önce defalarca okuduğumdan kaynaklı olarak Tutunamayanlar’a ilk başladığım andan itibaren şu satırlar hep aklımın bir köşesindeydi: “ - Tutamak sorunu. İnsanın bir tutamağı olmalı. - Anlamadım. - Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mu insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğe tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, ‘ -Veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur,’ demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!” (sayfa 183) Aylak Adam’da Bay C. kendine tutunacak bir dal ararken, Tutunamayanlar’da da Selim Işık arayış içindedir. İkisi de hiçbir zaman aradıklarını bulamamışlardır ne yazık ki. Tutunamayanlar’a geri dönecek olursam, kitabın başında “Yayımlayıcının Açıklaması” bölümünde bu kitabın aslında bir kurgu olduğunu unutmamamız gerektiğini hissettiriyor bize tekrardan Oğuz Atay. Kitap boyunca sürekli arayış içinde olan, kendini tamamlamaya çalışan, kendini topluma kabul ettirmeye çalışan ama bunu ne yaparsa yapsın hangi karakter gibi davranırsa davransın başaramayan, ve kendi isteğiyle kendini öldüren Selim Işık karakterinin tekrar tekrar kurgu olduğunun hatırlatılıyor olması, eminim ki o bunu bilseydi onu gerçekten üzecek bir detay olurdu. Kendini anlattığı bölümde de kendinin yok sayıldığını hissettiği anlardaki çöküşünü okurken Selim’in aslında nasıl hassas bir karaktere sahip olduğunu okuyoruz. “Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.” Gerçekten öyle. “Olay, Yirminci Yüzyılın ikinci yarısında, bir gece, Turgut’un evinde başlamıştı. O zamanlar daha Olric yoktu.” Birinci bölüm bu cümleyle başlıyor. Bu cümleyi okuyunca ilerleyen sayfalarda Olric karakterinin geleceğini, kitabın aslında kurgu bir kitap olduğunu, kitabı hep Turgut karakterinin ağzından okuyacağımızı düşünüyoruz. Bu kısmen doğru. İlerleyen sayfalarda Olric karakteri (Oğuz Atay’ın okuyup etkilendiği kitaplardan birine ithafen) Turgut’un hayali karakteri olarak çıkıyor karşımıza ama biz kitabı sadece Turgut’un anlatımıyla okumuyoruz. Dolayısıyla dikkat seviyenizi en üst düzeye çıkarıp öyle okumalısınız, yoksa kopar gider olaylar. Turgut, Selim’in birkaç gün önce kendi isteğiyle dünyadan ayrılmasını öğreniyor ve tüm hayatı değişiyor. Selim neler yaşadı, Selim neleri severdi ve neleri sevmezdi, Selim olsa nasıl davranırdı, Selim olsa kendisine nasıl davranılmasını isterdi; biz tüm bunları okuyoruz. Selim kendisi anlatıyor bazen, bazen Turgut anlatıyor, bazen de Selim’in diğer tanıdıkları anlatıyor. Tanıdıkları demek istiyorum ben, çünkü Selim’i gerçekten anladıklarına inanamıyorum. Zaten Selim de bu yüzden ölüme giden bir insan. Selim’in en büyük korkuları; istenmemek, önemsenmemek, sonrasında hatırlanmamak gibi durumlar; hepsinin başına geleceğinden habersiz. “Bir şeyler bırakmışlardır arkalarından. Büsbütün erimeğe razı olmamıştır kimse.” Sevmek ve sevilmek istiyor Selim. Mutlu olmak, olduğu gibi kabullenilmek, insanların hayatında fazlalık olmamak istiyor. “Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle de yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.” Yalnızlığa alışkanlığımı… Selim, insanların içinde kendini yalnız hisseden bir “tutunamayan” ne yazık ki. Ama Selim hep aksini isterdi: “Bir şeyler yapmak, bir yere tutunmak istiyorum.” derdi. Sonuç Selim için koca bir hayal kırıklığı, ardından da ölüm. “Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.” Turgut ise Selim’e çok değer veren ve Selim’i yaşatmaya çalışan bir dost. Belki yaşarken o da anlamadı Selim’i. Bilemedi ne yapacağını. Selim, hep isterdi bazı şeyleri ama söyleyemezdi, insanlar kendileri yapsınlar ki sonrasında Selim nazlı, Selim çok fazla şey isteyen, Selim gereğinden fazla hassas bir birey olarak gözükmesin. Oysaki öyle narin bir yapısı var ki! Heyecanlı Selim, Turgut da farkına varıyor. Nasıl iyi yürekli olduğunun, çocuk gibi masum bir karakteri olduğunun her fırsatta altını çiziyor. “Peki, siz de onun gibi, buraya gelmeden önce, günlerce uykusuz kalarak, yalnız buraya gelmeyi düşündünüz mü? Buraya gelmenin ne demek olduğu, sizin de aklınıza takılıp kaldı mı?” Turgut, aslında Selim’in ölümünden sonra Selim’i yaşatmaya çalışan ve gittikçe “Selimleşme”ye başlayan bir diğer “tutunamayan” bir karakter. Selim ile Turgut’un arasındaki fark Selim’in topluma uyum sağlamaya çalışması ama Turgut’un çevresindeki insanlardan kelimenin tam anlamıyla iğrenip uyum sağlama gibi bir çaba harcamaması. “Bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz Olric? Cesareti yalnız kafamızda mı yaşayacağız?” Selim’in mektuplarını okurken ve okuduktan sonra Turgut’ta yaşanan değişimleri okumak, birçok şeyin anlamsızlığını tekrardan hissettiriyor. Eşyaya gereğinden fazla değer verilmesinden nefret ediyor, insanların hep ezberlenmiş hareketler yapmasından nefret ediyor, yapmacık sevgi gösterilerinden nefret ediyor. Günün sonunda “tutunamayanlar” listesine kendini de eklemiş bulunuyor. Belki de herkes aslında bir tutunamayandır ama farkında değildir. Yine de herkesin hayatta bir amacı olmalı, bir tutamağı olmalı. Kimse büsbütün eriyip gitmemeli, toplumdan kendini soyutlamamalı. Yargılanırım korkusuyla kimse hayatını yaşamaktan geri kalmamalı. “Ben ne yaptım? Kimse uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.” Öldükten sonra pişman olunmuyor, pişman olunduğunda da çok geç kalmış olunabiliyor. Yine de her şeye rağmen “Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin.” En çok rahmeti onlar hak ediyorlar. Ve sen Selim Işık, umarım dünyaya ikinci gelişinde “tutunamayan” olmaktan çok uzak olursun.
Edebiyat
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
·
171 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.