Matematik Profesörü Andrew Martin insanlığı çok kısa bir sürede ileriye taşıyabilecek olan asal sayılar ile ilgili Riemann hipotezini ispatlamaya çalışır. Artık insanlar sonsuz bir enerjiye sahip olup yıldızlararası seyahat edebileceklerdir.
Vannadorya yetkilileri insanlığın bu gelişiminin onlara zarar verebileceğini düşünerek, yılanın başını daha küçükken ezmeye karar verirler. Vannadoryalı birini profesör Andrew Martin'i öldürüp yerine koyarlar.
Bu yeni Andrew Martin'in görevi, Riemann hipotezini çözümünü yok etmek ve çözümünü öğrenmiş olabilecek kişileri ortadan kaldırmaktır.
Yeni profesör yani uzaylımız, başta işini hemen bitirip geri dönmek istese de, zamanla insanlarla yakınlaşması onu değiştirmeye başlar. İnsanların hırslarını, sevgilerini, bencilliklerini merak etmeye başlar. İçinde ona şiirler yazdıran, fedakarlık ettiren, her şeye rağmen yaşama sevinci uyandıran bir şey keşfeder.
Görevini yerine getirmekte zorlanan Andrew Martin görevden alınır. Emirlere karşı gelmesiyle düşünceleri matematiksel düzeyden daha çok duygularının kontrolüne geçer.
Okuması keyifli bir kitaptı. Ancak Matt Haig'in kaleminde hep bana soğuk gelen bir yön var. Bu kitabında da aynı duyguyu hissettim. Bu durum belki de kitabın hep bir kişisel gelişim çerçevesinde dönmesinden kaynaklı olabilir. Kitap ilk yarı da çok heyecanlı giderken birden sonra duyguların düşünceleri bu kadar yönetmesi okuma zevkini düşürdü benim için. Ancak bu durum kötü bir kitap olduğunu göstermez. Yine de hemen okunabilecek sıradışı bir hikaye...