10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2024 193. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Eylül 2024 10:36
"HATIRLADIĞIM SONBAHAR" "Zaman geçtikçe insanın hayatında her şey sadeleşiyordu. Geriye sadece bedeni, geçmişi ve sevdikleri kalıyordu. Yaşadıklarımız, biriktirdiklerimiz, güldüklerimiz kadardık. Yanımıza kalan başka bir şey yoktu işte. Ne kadar daha yaşayacağımızı bilmiyorduk, o yüzden bugün vardı sadece. Bugünü en güzel yaşamalıydı insan, öncesinde ve sonrasında değil." "Sonbahar Huzurevinden bir yaprak daha kopmuştu, huzurevini derin bir sessizlik kaplamıştı. Ölüm buraya aslında sık uğrardı ama bu beklenmedik bir ölümdü." diye başlıyor kitabımız. Eser bizi "Sonbahar Huzurevi'ne" götürüyor. Huzurevinde yaşayan kişilerin hayatlarına, onların ailelerine, mutluluklarına , hüzünlerine, sırlarına tanıklık ediyoruz. "Hatırladığım Sonbahar" geçmişin izleriyle yüzleşenlerin hikayesi aslında. Sonbaharın o hüzünlü renkleriyle bezenmiş bir içsel yolculuk gibi. Hangimizin derinliklerinde sakladığı duyguları, hayalleri, anıları yok ki. Hayat duygulardan ibarettir ve bazen içinden geldiği gibi davranırsın, bazen ise sana sunulanı yaşamak zorunda kalırsın. Çoğu zaman gururumuz, cesaretsizliğimiz yüzünden gönlümüzden geçeni değilde bize sunulanı seçsekte, aklımız kalır yaşanması mümkünken yaşayamadıklarımızda. Ali Amca, Mert ve Lotus adında iki çocuğu olan emekli emniyet amiridir. Alzehimer hastası ve yavaş yavaş unutuyor her şeyi. Gün geçtikçe unutkanlığı arttığı için Büşra hemşireye yaşadığı her anı paylaşan, unutursam bunları bana hatırlat diyor. Kendisiyle ilgili her şeyi Büşra hemşireye anlatırdı. Ali’nin sesli hatıra defteri. Bazen unutmak iyiyken bazen de unutmamak için çabalanan yaralar vardır. Ali Amca da Büşra'ya anlatmaya başlıyor öyle ince bir aşk hikayesi var ki kavuşamadığı... Unutmadan geçmişe dair hatıralarını anlatır bu hatıralar arasında çok önemli bir bilgiyi de paylaşır Büşra hemşire ile. Onu sürekli ziyarete gelen Asaf diye biri vardır. Ali hastalığının son evrelerinde iken Asaf ile tartışıp onu öldürür ve bir itiraf mektubu bırakır ve kalbi buna daha fazla dayanamayıp kendisi de ölür. Savcı Gökalp’in hayatından daha doğrusu mesleğinden bir olay var ki Ressam Barbaros bey aldı bizi Van Gogh götürdü .. Büşra hemşirenin güzel kalbi, huzurevindeki Kazım amcanın ikinci baharı, Mustafa'nın aşkı ve Gökalp'in kararsızlığı, hepsinin samimiyetini iliklerinize kadar hissedeceğiniz uygusal bir kitaptı. Hepsinin ayrı ayrı hikayeleri, yaşamak istedikleri, yaşayamadıkları, vazgeçtikleri, vazgeçmek zorunda kaldıkları, pişmanlıkları, korkuları, acıları ve mutlulukları. Hayatın içinden yaşanan gerçeklikleri çok güzel aktarılmış. Yaşanılan kayıplar, hayal kırıklıkları ve yeniden ayağa kalkma çabaları, ve daima umutlu olmaları. Geçmişle barışma, kendini yeniden bulma temasının güçlü bir şekilde işlenmiş. Hüzünle umut arasında gidip geliyoruz. Hem karakterin hem de kendi hayatınızdaki kırılma noktalarını düşünmeden edemiyorsunuz. İncinin oluşumunu ve insanların iç dünyalarında biriktirdikleri duygularla paralellik kuruyor yazarımız. İstiridyenin içine giren bir kum tanesi zamanla değerli bir inciye dönüşürken, insanların içlerinde sakladıkları anılar, hayaller ve duygular da zamanla kıymetli hale geliyor. Sonunda mutlu olduk; derinlerde sakladığımız incilerle yüzümüz güldü, kalbimiz derin bir nefes aldı. Aşkı, hüznü, mutluluğu, çaresizliği, derin duygu içerisinde bırakması ve düşündürücü olması ayrı bir keyif verdi. Derinliklerde sağladığımız incilerimize... Kitapla Kalın.
Edebiyat
Hatırladığım SonbaharSıla Subaşı · Ceres Yayınları · 202434 okunma
··
103 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.