·312 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Eylül 2024 23:47 Kocaeli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. İrfan Kaya Ülger tarafından kaleme alınan Yugoslavya Neden Parçalandı? Adlı çalışma Umuttepe Yayınları tarafından basılmıştır. 1918 yılından Yugoslavya’nın parçalandığı ve sonrasında büyük acıların yaşandığı 1995 yılına kadar olan süreci irdeleyen Ülger, yaşananları arka planı ve temel dinamikleri eşliğinde ele almaktadır. 77 yıllık süreci oldukça anlaşılır ifadelerle ele alan Ülger’in kitabını herkese tavsiye ederim. Kitabı geç fark ettiğim için üzüldüğümü de söyleyebilirim. Yazdıklarım tam anlamıyla bir inceleme olmamakla birlikte hem bir inceleme hem de bir özet şeklinde değerlendirilebilir.
I. Dünya Savaşı’nın sona erdiği 1918’de Avusturya İmparatorluğu’nun savaşta yenilmesi ve Çarlık Rusya’sının 1917 devrimiyle rejiminin değişmesi Balkanlarda büyük bir boşluğa sebep oldu. 1878 yılında bağımsızlığına kavuşan Sırbistan’da siyasi elitler, Tuna’dan Adriyatik Denizi’ne kadar olan topraklarda Büyük Sırbistan’ı kurmayı hayal ediyordu. Adriyatik sahillerine hakim olan ancak siyasi olarak pek varlık gösteremeyen Hırvatlar ise Adriyatik’ten başlayarak Sırbistan’a kadar olan topraklarda Büyük Hırvatistan hayaliyle yanıp tutuşuyordu. I.Dünya Savaşı sonuna kadar Avusturya İmparatorluğu’nun hakim olduğu Bosna Hersek toprakları ise savaş sonunda hem Hırvatların hem de Sırpların iştahını kabartıyordu. Hırvatlar ve Sırplar kadar belirgin bir hedefi olmayan Slovenya ise Batı dünyasıyla entegre bir gelecek planlıyordu. Bölgede bulunan üç farklı devletin de gelecek tasavvuru birbirinin zararına ve birbirinden oldukça farklı şekilde düşleniyordu.
I.Dünya Savaşı sırasında Fransa, İngiltere ve Rusya’nın içinde bulunduğu İtilaf Devletleri yanında savaşan İtalya, savaş sonunda Hırvatistan topraklarına doğru genişlemek istiyordu. Sırbistan ise Çarlık Rusya’nın devrimle yıkılarak yerine Sovyet Rusya’nın kurulmasıyla bağımsızlığının ve Büyük Sırbistan hayalinin tehlikeye gireceğini düşünüyordu. Çünkü Sırbistan’ın ele geçirmeyi düşündüğü Balkan topraklarında Rusya’nın da gözü olduğu açıktı. İşte bu siyasi ortamda Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya başka devletlerin egemenliğinde olmaktansa birbirlerine destek oldukları bir devlet çatışı altında olmayı istemeye istemeye de olsa tercih etti. Böylece başkenti Belgrad olan Sırbistan siyasi elitlerinin ve Sırp ordusunun egemen olduğu Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı 1918 yılında kuruldu. Ülkenin kralı bağımsızlık yolunda Osmanlı Devleti’ne isyan eden Kara Yorgi’nin soyundan I. Petar oldu. Krallıkta Sırpların sözü daha baskındı bu da bir süre sonra taraflar arasında sorunlara sebep oldu. 1929 yılında mecliste çıkan tartışmalar etrafında başlayan olayları bahane eden kral Aleksandır, Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı’nı Güney Slavları anlamına gelen Yugoslavya Krallığı olarak değiştirdi. Bu dönemde günümüz Bosna Hersek topraklarının doğu kısımları Sırpların, batı kısımları ise Hırvatların kontrolündeydi.
II.Dünya Savaşı sırasında Hitler liderliğindeki Nazilerin kontrolündeki Almanya, Yugoslavya’yı işgal etti. Kral ise ülkeyi terk etti. Yugoslavya’nın merkezi Almanların eline geçerken batı kesimleri ise Hırvatistan’a savaş boyunca etkili olan faşist Ustaşa yönetiminin kontrolünde kaldı. Savaş sırasında ülkede Josip Broz Tito liderliğindeki Komünistlerin örgütlenerek kurdukları Partizanlar ile ülkeyi terk eden kral destekçisi olan ve Çetnik adı verilen milisler önce Alman işgaline karşı sonra da birbirlerine karşı mücadele etti. 1945’te Almanya’nın teslim olması tüm dünyanın olduğu gibi Balkanların da kaderini değiştirdi. Savaşın sonlarına doğru, Almanlara karşı verilen mücadelede etkin olan Josip Broz Tito liderliğindeki Komünistler, kralcı Çetnikleri de etkisiz hale getirerek Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ni kurdu. Tito da devlet başkanı oldu. Federal cumhuriyet, kendi içinde özerk olan Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Makedonya, Karadağ ve Bosna Hersek’ten oluşuyordu. Tito, daha önce adı geçen cumhuriyetlerin birbirinin zararına genişleme planlarının sorunlara sebep olmasından dolayı her özerk cumhuriyete eşit mesafede bir devlet sistemi kurdu. Daha önceleri siyasi olarak varlığı kabul edilmeyen Bosna – Hersek de Tito tarafından diğer cumhuriyetlere karşı bir denge olması için özerk bir cumhuriyet olarak tanındı. Tito’nun dengeleyici politikaları sayesinde öldüğü 1980 yılına kadar cumhuriyetler arasında pek bir çatışma çıkmadı.
Ancak Tito’nun ölümü sonrasında, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’ndeki komünist yönetim gevşemeye yerine her bir cumhuriyette milliyetçi eğilimlerin güç kazandığı partiler ortaya çıkmaya başladı. Ülkeyi bir arada tutan en önemli unsur Tito’nun dengeleyici siyasi yönetimiydi. Onun ölümü sonrasındaki yönetim bunu başaramadı. Buna ekonomik ve bir arada yaşama adına bir kimlik oluşturamamış cumhuriyetlerin varlığı eklenince büyük sorunların yaşanması kaçınılmaz oldu. 1990 yılına gelindiğinde artık Yugoslavya’nın ayakta kalma şansı kalmamıştı. ABD ve Avrupa ülkeleri, birden dağılacak bir Yugoslavya’da etnik çatışmaların yaşanabileceği düşüncesiyle Yugoslavya’nın bir arada varlık göstermesinden yanaydı. Yugoslavya içindeki en etkili ve güçlü özerk cumhuriyet olan Sırbistan, kendi kontrolü altında özerkliklerin kaldırıldığı merkezi yönetimle idare edilen bir Yugoslavya istiyordu. Ortodoks Sırpların aksine Katolik olan Hırvatistan ve Slovenya ise hem bağımsız hem de Avrupa ile daya iyi ilişkiler geliştirmek istiyordu. Gerek Sırplar gerekse Hırvatlar Slovenler kadar etkili bir gücü olmayan Bosna Hersek ise yeniden düzenlenmiş bir federasyondan yana tavır aldı. Ancak Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlığını ilan etmesi ve bunun dünya ülkeleri tarafından hemen tanınmaları Bosna Hersek için de önemli bir adım oldu.
Bosna Hersek, Yugoslavya içinde özerk bir cumhuriyetti. Nüfus yapısı ise oldukça karışıktı. Ülkenin bazı bölgelerinde Sırplar, bazı bölgelerinde Boşnaklar bazı bölgelerinde ise Hırvatlar çoğunluktaydı. Bazı bölgelerinde ise üç etnik unsur bir arada yaşamaktaydı. Bosna Hersek Özerk Cumhuriyeti’nde 1990 yılında yapılan seçimlerde Aliya İzzetbegoviç’in lideri olduğu Demokratik Eylem Partisi birinci parti olurken Bosna’daki Kosova Hastanesi’nde doktor olan Bosnalı Sırp Radovan Karadziç’in partisi ikinci, Hırvatların partisi ise üçüncü oldu. Böylece Aliya İzzetbegoviç, özerk Bosna Hersek’in cumhurbaşkanı oldu. Önceleri Yugoslavya’nın yeniden tanımlanmış bir şekilde federasyon yöntemiyle varlığının devamından yana olan İzzetbegoviç, Hırvat ve Slovenlerin bağımsızlığını ilan etmesi sonrasında bağımsız olmak için çalışmaya başladı. Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlığını hemen kabul eden Birleşmiş Milletler, Bosna Hersek’in bağımsızlığı için ülkede referandum yapılmasını şart koştu. Yapılan referandumda da Bosna Hersek bağımsızlığını ilan etti. Bosna Hersek’in bağımsızlığını ilan etmesi, ülke sınırları içinde yaşayan Sırpların protestolarına sebep oldu. Çünkü Bosna Hersek’teki Hırvat ve Sırplar ülkede azınlık olmak istemiyordu. Bosna Hersek’teki Sırplar, Sırbistan’a katılmak, Hırvatlar ise Hırvatistan’a katılmak istiyordu.
Bunun için bu unsurlar, Bosna Hersek’in bağımsızlığını kabul etmeyerek ayaklandı. Her etnik unsur, çoğunlukta olduğu bölgelerde kontrolü ele geçirmeye başladı. Bunda dağılan Yugoslavya ordusunda etkin olan Sırp ve Hırvat askerin varlığı da etkili oluyordu. Önce küçük çatışmalar halinde başlayan süreç sonrasında Bosna Hersek’in yüzde 70’e varan kısmının Bosnalı Sırplar tarafından işgal edilmesine neden oldu. Ayrıca Hırvatlar da Bosna Hersek’in batı kesimlerini yanı Hırvatistan ile bağlantı kurulabilecek bölgelerini işgal ediyordu. Bölgede çatışmalar başlayınca Birleşmiş Milletler, Yugoslavya’yı oluşturan ülkelere silah ambargosu kararı aldı. Bosna Hersek sınırları içindeki Sırplar, Sırbistan’dan; Hırvatlar ise Hırvatistan’dan başta silah olmak üzere her türlü desteği görüyordu. Bosna Hersek yönetiminin ise elinde ne kendilerini savunabilecek imkân ne de bir ordusu vardı. Sırplar ve Hırvatlar kendi kontrolü sağladıkları bölgelerde kendilerinden olmayan herkese karşı soykırım yapmaya başladı.
Hırvatlar, başta Mostar olmak üzere Bosna Hersek’in batı bölgesindeki Boşnaklara savaş açıp ve Boşnaklara ait her şeyi yıkmaya başlarken Sırplar ise Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’yı kuşatmışlardı. Bosna Hersek’in dünyayla bağlantısı da bu şekilde kesilmişti. Sonraları Saraybosna Havalimanı’nın Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin kontrolüne geçmesi Bosna Hersek’in dünyaya açılan tek kapısı oldu. Havalimanı ile Sırp kuşatması altındaki Saraybosna şehir merkezi arasında 14 ayda kazılan 1 kilometrelik tünel, halkın tek çaresi oldu. Bugün Umut Tüneli adı verilen tünel, yaşanan acıların izleriyle dolu. Hırvat askerlerin bilinçli olarak yaptıkları tank atışlarıyla Mostar’daki Osmanlı eseri Mostar Köprüsü yerle bir edildi. Tarihi köprü yıllar sonra Türkiye’nin de büyük gayretleri neticesinde yeniden inşa edildi. Bosnalı Sırplar tarafından kuşatılan Saraybosna’da ise atılan bombalarla insanlar dünyanın gözü önünde katlediliyordu.
Saraybosna’da Sırplar adına soykırımı yöneten kişiler, Bosnalı bir Sırp olan siyasetçi Radovan Karadziç ile yine Bosnalı bir Sırp asker olan Ratko Miladiç’ti. Ayrıca Sırbistan Cumhurbaşkanı Slobodan Milosoviç de en büyük destekçileriydi. Etrafını saran kanlı katillerin arasında kalan Bosna Hersek ve Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, dünyanın yaşanan soykırıma dur diyeceğini düşünse de yaşanan katliamlar dünyanın pek de umurumda olmuyordu. Birleşmiş Milletler, NATO ve ABD çeşitli girişimlerde bulunsa da bu girişimler soykırımı önlemeye yetmiyordu.
Bugün Gazze’de İsrail’in katliamlarını seyreden dünya, 1992 ile 1995 yılları arasında da Bosna Hersek’te yaşanan soykırımı seyretmişti. Sırp kuşatması altındaki Saraybosna’ya Sırplar tarafından günde 329 havan topu atılıyordu. Sırp saldırılarında 1601’i çocuk 11 bin 541 kişi katledildi. On binlerce insanın yaralandığı saldırılarda sayısız kadına tecavüz edildi. Yüzbinlerce insan ise mülteci konumuna düştü. Sırpların katliamları 21 Kasım 1995 tarihinde ABD’deki Dayton Hava Üssü’nde imzalanan Dayton Antlaşmasıyla sona erdi. Anlaşma gereğince Sırp ve Hırvat işgalleri sona ererken Bosna Hersek bağımsız bir devlet olarak tanındı. 4 yıla yakın süren Saraybosna kuşatmasında şehir merkezi büyük zarar görürken saldırılarda hayatını kaybedenler kent merkezine çok yakın bir noktada bulunan Kovaçi Şehitlik Mezarlığı’na gömüldü. Bugün Kovaçi Şehitlik Mezarlığı’nı ziyaret edenler yaşları birbirinden farklı olsa da ölüm tarihi aynı yıl olan mezarlıklarda yaşananların acısını hissedebiliyor.19 Ekim 2003 tarihinde hayatını kaybeden Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç de 11 bin 541 kişinin toprağa verildiği Kovaçi Şehitlik Mezarlığı’nın tam ortasında sade bir anıt mezarda yatıyor.
Saraybosna’da bunlar yaşanırken Saraybosna dışındaki Boşnakların hali ise daha da içler acısıydı. Kendilerini savunabilecek her türlü unsurdan yoksun olan Boşnaklar, Ratko Mladiç komutasındaki Bosna Sırp ordusu ve temeli II. Dünya Savaşı’na dayanan Çetnik adı verilen Sırp milisler tarafından sistemli olarak katlediliyordu. Özellikle Bosna Hersek’in Sırbistan sınırına yakın doğu bölgeleri Sırp soykırımının en çok yaşandığı yerlerden biri oldu. Sırp katliamının başlamasıyla birlikte Birleşmiş Milletler tarafından bazı bölgeler güvenlik bölge ilan edilerek Birleşmiş Milletler askerleri tarafından korunmaya alındı. İlan edilen güvenli bölgelerden bir tanesi de Sırbistan sınırına çok yakın olan Srebrenitsa idi. Burada bulunan bir akü fabrikası ile otelin bulunduğu alan mülteci kampı haline getirilmişti. Bölgenin güvenli bölge ilan edilmesiyle Sırplardan korunmak isteyen Boşnaklar buraya sığınıyordu. Tarihler 11 Temmuz 1995’i gösterdiğinde Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar, mülteci kampını kuşattı. Kampı korumakla görevli Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü oluşturan 400 Hollandalı asker kampı soykırımcı Sırplara direnmeden teslim etti. Yıllar sonra ortaya çıkan görüntülerde Hollandalı askerlerin gülerek kampı teslim ettiği ve Sırplardan hediyeler aldıkları ortaya çıkacaktı. Hollandalı askerlerin bölgeden ayrılması sonrasında dünyanın gözü önünde 11- 22 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 bin 372 Boşnak Sırplar tarafından katledildi.
Kampın kontrolünü ele geçiren Sırplar önce alandaki erkekleri bir yere kadın ve çocukları bir yere ayırdı. Kamyon ve araçlarla ormanlık alanlara götüren Boşnaklar, katil Sırplar tarafından akla hayale gelmeyecek yöntemlerle katledildi. Yaptıkları soykırım ortaya çıkmasın diye de öldürdükleri Boşnakları şimdiye kadar tespit edilen 64 toplu mezara gömen Sırplar, parça çarpa ettikleri cenazeleri yaktılar. Yaşanan soykırımı unutturmamak adına Srebrenitsa’daki mülteci kampı orijinal halde korunarak müzeye dönüştürüldü.
Müzenin oluşturulmasında Türkiye’nin birçok il ve ilçe belediyesi tarafından verilen destekler ile Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)’nın büyük katkıları oldu. Müzenin karşısına da soykırım anıtı yapıldı ve şimdiye kadar bulunan 8 bin 372 kişinin cenazeleri buradaki mezarlıkta toprağa verildi. Ziyaret edenleri soykırım günlerine götüren müzede Boşnak mültecilerin ormanlarda bulunan eşyaları, kampta kullandıkları eşyalar, o günlerde çekilen görüntü ve fotoğraflarla acıları yaşayanlarla yapılan görüşmelerdeki görüntü ve fotoğraflar sergileniyor. Sırpların soykırımından Boşnakları koruyamayan Birleşmiş Milletlere ait bir kamyon da müzede sergileniyor.