Kronik Kitap’ın Dünya tarihine damgasını vurmuş komutanları tüm yönleriyle tanıtmaya çalışan “Büyük Komutanlar Serisi”’nin yedinci kitabının aktörü Heinz Guderian olmuş. 2021 yılı Ağustos ayında basılan 64 sayfalık kitap Barbaros Uzunköprü tarafından tercüme edilmiş.
Kitap, Osprey’in standart formatında ve bir çizginin altına düşmeyen kalitesi ile okuyucuya sunulmuş. İçerik bakımından, standart bir bölümlendirme ile “Giriş, Gençlik Yılları, Askerlik Yaşamı, Kader Saati, Rakip Komutanlar, Komutanın Zihninde, Kelimelerde Bir Hayat, Bibliyografya, Sözlük ve Dizin” bölümlerine ayrılmış. Hayatı ve katıldığı savaşlar anlatılırken 5 harita, 3 resim ve çok sayıda fotoğrafa yer verilmiş.
“Giriş” bölümünde doğal olarak, 2.D.S. sonrası literatürüne “Panzer Generali” olarak geçen Guderian’ın dilimize de kazandırılan iki eserine ve bu bir kurmay subay olmasına rağmen arazi komutanı olarak doğal yeteneğine yer verilmiş.
Kitabın en uzun bölümünü oluşturan “Kader Saati” 1922 yılında başlayan “Panzer generali” kariyerini oldukça objektif anlatmış. Anılarında vurguladığı başarı öyküsünü tek başına yazmadığı, göreve atandığında teknik bir eğitime bile sahip olmadığı, 1929 yılına kadar bir tanka bile binmediği gibi önemli ayrıntılara değinilmiş. Bunun yanında, 1. D.S. sonrası tüm ordularda olduğu gibi “tank” sınıfını yaratmak isteyen subayların karşılaştığı zorluklar, motorize ve mekanize birlik doktrinini yaratma ve uygulama konusundaki zihinsel ve uygulamadaki zorluklar, üretim, bakım ve tamir konularındaki eksikliklere bu bölümün ilk kısımlarında genişçe yer verilmiş.
İspanya iç Savaşı ve Avusturya’nın ilhakından çıkarılan derslere değinilmiş. Panzer tümenleri kurulana kadar ve savaş boyunca geçirdikleri değişimler ve neden/sonuç ilişkileri bu boyutlarda bir kitap için gayet ayrıntılı bir biçimde kaleme alınmış.
Bu seride en beğendiğim bölümlerden birisi olan “Hasım komutanlar” diğer kitaplara göre en uzun bölümlerden birisi olmuş.
Diğer biyografilerde düşman komutanlarla karşılaştırmalar yapılırken konunun doğası ve Guderian’ın hayatı gereği iki savaş arası döneme ağırlıkla yer verilmiş. Tankı ve zırhlı mıharebe doktirinini yaratan Charles Fuller ve Liddell Hart gibi İngiliz teorisyenlerden bahsediliyor. Bunların yanında, Fransız ordusunda Charles de Gaulle,Sovyet ordusunda ise “derin muharebe” doktrininin kurucusu mareşal Tuhaçevski’ye yer verilmiş. Diğer bir deyişle, bu bölüm tanklara ve zırhlı muharebe teorilerine ilgi duyanlar için başlı başına bir kitap niteliğinde.
Diğer favori bölümüm olan “Zihninin Derinliklerinde” kısmında ise, aslında bir çok Wehrmacht generali ve mareşali için geçerli olan bir gerçek dile getirilmiş. O da, “hırslı, yenilikçi ve ben merkezli olan bu subayın Hitler ve Nasyonal Sosyalizm’i kariyer basamaklarını hızla çıkabileceği bir araç olarak gördüğü” gerçeği.
Bunun yanında onu diğer ünlülerden ayıran bir noktaya da değinmiş. Bir kaç nesil boyunca askeri kariyer yapmış Prusya kökenli subayların tersine hem geçmişi ham de aldığı teknik eğitim onu “farklı” bir yere koyuyor. İşin ilginç tarafı bu farklılık, özellikle iki savaş arası dönemde zırhlı ve mekanize birliklerin organizasyonu ve gelişimi açısından ona büyük avantajlar sağlıyor.
2.D.S.’nda Wehrmacht’a ilgi duymak herş eyden önce Panzerlere ve Blitzkrieg’e ilgi duymak ile eşanlamlıdır. Bu ikisinin oluşumu, gelişimi ve yıkılışını anlamak ve Guderian’ın rolünü kavramak için çok güzel bir başlangıç kitabı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Askeri tarih kütüphanelerinin olmazsa olmazı bir eser daha.
Barbaros Uzunköprü