“Bir kentte sevdiğiniz biri yaşıyorsa orası sizin için dünya olur.” (s. 78)
Dalgalı bir deniz gibiydi Justine.
Kıyısında yalpalayıp ayakta durmakta güçlük çektiğiniz ama sabırla ilerleyince sırtüstü uzanılan masmavi dinginlik.
Meşhur İskenderiye Dörtlüsü’ne ilk adımı attım böylece. Önce kıyıda dayağımı yedim, zorlandım sonra çok uzun bir şiirin kollarına kendimi bıraktım.
Kitap ne anlatıyor derseniz ben sadece “aşk” derim, aklımda kalan tek şey.
Güçlü tasvirleri ve karakter tahlilleriyle, edebi doyuruculuğuyla “aşk, sevgi, tutku” temalarıyla tanıştığıma çok memnun olduğum bir kitap oldu. Bir olay örgüsünden ziyade karakterler, temalar ön plana çıkıyor yani. Karakterlerin de kim olduğu, kimlerin kimlerle nasıl bir ilişkisi olduğu kitap ilerledikçe oturuyor. Yine de bir düzen içinde gitmiyor doğrusal değil mümkün olduğunca dikkatinizi diri tutmanız gerekiyor. Yazarın tarzına da alışıyorsunuz bir süre sonra ama tabii sabır gerektiriyor biraz.
Zordu fakat güzeldi.