Puan vermedi·261 syf.····Okunma: 15 Eylül 2024 23:04 PDF olmadığı için bir türlü okuyamadığım bir kitaptı. Sonunda vur kır geç yaptım. Pişman mıyım , asla. Mizaç modelleri her zaman dikkatimi çeken bir olaydı ama yabancı kitaplardan okumak istemedim. Daha yerel bir okuma oldu; istediğim de buydu. Eski Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK aynı zamanda bir eğitimci. Sırf o yüzden merak edip almıştım kitabı. Yani alışık değilim ben şahsen, birileri bir yerlere geliyor ama eğitim hep ikinci planda oluyor. Bir ışık görmüş destek olmak istemiştim ona. Ha onun bundan ne kadar haberi var tabii ki hiç. Hatta ben bu kitabı var ya belki 20 kişiye de göndermişimdir. Vardır böyle abuk sabuk, tavşan dağa destek olmuş dağın haberi bile olmamış hallerim. Sonuç itibariyle Ben okuduğum için pişman değilim. Evet benim çocuğum yok ama 9 mizaç modelini de bildiğim çocuklara modelleyerek okudum. O çocuklardan bir tanesi de tabii ki kendimdim. Aslında hiç bilmediğim bir şey okumadım Çünkü yabancısı olduğum bir alan değil. Yine de mevzu bahis çocuksa hiç kimse her şeyi bildiğini iddia edemez. Zaten sürekli çocuk gelişimi hakkında okuyor olmam da bu yüzden. Ve yine bundan hiçbir fayda bekleyerek yapmıyorum. Sadece anlamaya çalışıyorum en başta da kendi çocukluğumu. Annemi babamı. Büyüdükçe okudukça daha iyi anlıyorum. Annem ve babamla ne kadar gurur duysam azdır. İkisi de bu hayatta şans değil birer lütufmuş... Allah güzel bir ömür , sıhhatli bir hayat nasip etsin ikisine de. Buradan bakınca güzel bir çocukluk geçirdiğimi görüyorum öyle ya da böyle. Belki çok kuru sıkı gibi gelecek ama maddiyat gerçekten de ikinci planda. Eğer öyle olmasaydı çoğumuzun yaşadığı gibi bütün maddi imkanları serdiğimizi düşündüğümüz çocuklarımız bu halde olmazdı. Sürekli bizim zamanımızda ya da biz şöyleyken biz böyleyken diye başlayan cümleler kuruyor olmazdık. Benim çok katı ve ketum olduğumu söylüyorlar bu konularda. Doğrudur öyleyim. Ama içimdeki sevgiyi de değme anneyim babayım diyen hiç kimseye değişmem. Ben bir çocuğu sevdim mi canımı canına katarak severim. Öyle hediyelere boğarak sevmem. Evet bir sürü hediye almanın Türkçesi budur; hediyelere boğmak. Şahsen ben bir çocuğa bir şey alacağım zaman onu ilmek ilmek işlerim. O şeyi ne kadar istediğini anlamak isterim. Tabii en başta da onun anlamasını sağlarım. Eğer yeterince istemiyorsa yolda, o da ben de vazgeçeriz. Doğrusu da budur. İhtiyacı olmayan hiçbir şeyin çocuğun gözünde çöp kadar kıymeti olmaz. Bu budur. Çocukluğumuzda yaşadığımız eksiklikleri kendi çocuğumuzda gideremeyiz. O bitti gitti. Biz öyle ya da böyle büyüdük. O başka bir çocuk. Biz değiliz. O yüzden kendi eksikliklerimizi onun şahsında kapatamayız. Kapatmamız gereken şey küçükken sahip olamadığımız maddi şeylerin bizde bir eksiklik yaratmadığının farkına varmak. Bunun farkına varmayanlar hiçbir eksiği olmayan çocuklarında eksiklik arayıp duruyor ve olmayan bir boşluğu kapatmaya çalışıyor. Benim karşı olduğum şey bu. Yoksa ne ketumum ne de acımasız. Ben dünyanın bütün çocuklarını seviyorum bana ait olmaları şart değil. Çocukları çocukluklarında bırakmak gerektiğini savunuyorum. Erken büyümelerini istemiyorum. Maddi maddi konuşmalarını sevmiyorum. Aa büyümüş de küçülmüş çocuk adam diyemiyorum. Çocuk çocuk kalsın. Bırakın keyfince büyüsün. Tabii ki bu mizaç modelleri, fıtrat her şey çok önemli. Ama önemli olan ve burada modellenemeyecek kadar önemli olan şey bir çocukla anne babası arasındaki gerçek bağ. Şu mizaçtan bu mizaca o mizaçtan şu mizaca gibi denklemler değil saf gerçek. Eğitimi ve çocuk gelişimini es geçmiyorum sadece bazı şeyler gerçektir ama bazı şeyler daha gerçektir. O kadar.
"Ebeveynlik sürecinde dünya üzerinde kendi çocuğunun yararını en fazla düşünebilecek kişi siz olduğunuz için gücün sizde olduğunu, çocuk yetiştirmenin genel geçer standart ve şartnamesinin olmadığını kendinize hatırlatmanız etkili olabilir."