·208 syf.··Beğendi
···Okunma: 15 Eylül 2024 23:28 Yalom, etkileyici ve akıcı anlatımıyla kitaplarını okumayı çok sevdiğim yazarlardan birisidir. Kitaplarını okurken size hem çok farklı duygular eşlik eder ve hem de o an bu duygularla bütünleştiğinizi hissedersiniz. Onun kitaplarını okumak bana duyguları çok derin hissettirir hep. Bu kitabı da öyleydi benim için. Kitabı okurken sürekli empati yaparken buldum kendimi. Hüzün, korku, umut, mutluluk, pişmanlık, kaygı, acı… Bütün duyguları yaşadım sanırım. Bazı yerlerde sanki ben de o odanın içindeymişim, onlarla birlikte o anı yaşıyormuşum gibiydi. Kitabın akışına kapılıp kendimi sorulan sorulara cevap veriyorken bulduğum da oldu, cümlelerin etkisinde kalıp üzerine uzunca düşündüğüm de. Gerçekten okurken sizi de içine çeken bir kitap.
On farklı insan, on farklı yaşam mücadelesi… Her şeye sahip olan ancak bir türlü mutlu olamayan ve suçluluk duygularının pençesinden kurtulamayan bir iş adamı, ebeveynlerinin ölümüyle kendisini savunmasız hisseden ve umduğu hayatı yaşayamamanın pişmanlığından kaynaklı ölüm kaygısıyla mücadele eden bir doktor, başkalarına yardımcı olurken zorluklarla dolu bir yaşamda kendini ihmal eden ve yaşadıklarından kaynaklı hep kendisini suçlayan bir hemşire, ölümcül bir hastalıkla mücadele etmeye çalışırken bu koşullar altında en iyi nasıl yaşayabileceğini bulmaya çalışan bir yazar…Yalom bu on farklı hikayede çok fazla insanın, bazen farkında olarak bazen de olmayarak yaşamlarında mücadele etmek zorunda kaldığı varoluşsal sancılar üzerine odaklanmış aslında. Bütün hikâyelerin temel odağına ölüm temasını alarak; sevdiklerinin ve kişinin kendisinin ölümüne karşı duyduğu kaygı, yaşamı anlamlandırma çabaları, yaşlanmanın kısıtlamaları nasıl baş edileceğine dair endişeler, yanlış seçimlerin sonuçlarıyla baş etme, geçmişe dair bitmeyen pişmanlıklar gibi konuları işlemiş genel olarak. Bakınca hepimizin yaşamına ne kadar da yakın şeyler…
Hastalarının hayatlarında verdiği mücadeleleri anlatan, yer yer kendi içinde verdiği mücadelelere de değinen, bunları gerçekleştirdiği psikoterapi süreçlerinden derleyerek oluşturmuş olan yazarın amacı hastalarının deneyimlerinin başkalarına bir şeyler öğretmesini sağlamak. O yüzden bölümler boyunca çok fazla kendinizden bir şeyler buluyor, bazen benzer duyguları yaşadığınızı fark edip bunları yaşayan yalnız ben değilmişim hissine kapılıyorsunuz. Bazen gerçekten hepimizin ihtiyacı olan bir his bu…
Ve gelelim kitapta çok fazla yer edinen, Yalom’un iki hastasının da hayatında büyük bir etki bırakan, benim de en kısa zamanda okumak için sabırsızlandığım Marcus Aurelius’un Düşünceler kitabına... Yalom; kitabına bu kitapta yer alan “Hepimizinki günübirlik hayatlar; hatırlayanın, hatırlanandan farkı yok. Hepsi geçici. Hem anılar hem de onların nesnesi. Her şeyi unutmuş olacağın günler kapıda, her şeyin seni unutacağı günler yakın. Bil ki çok geçmeden hiç kimse ve hiçbir yerde olacaksın.” bu alıntıyla başlıyor. Bence tüm yaşamımızın kısa bir özeti olabilecek cümleler… Üzerine biraz düşünmeliyiz sanırım.
Ve bu kitabı okurken düşünmekten kendimi alamadığım başka sorular da var tabi. 'Belirsizlikten midir ölümün bize hissettirdikleri yoksa umduğumuz gibi bir hayatı yaşayamamanın verdiği pişmanlıklardan mı? Ya da sevdiklerimizi kaybetmenin bizdeki etkisinin nedeni artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını fark etmemizden mi yoksa kendimizi artık her şeye karşı savunmasız hissetmemizden midir? Geçmişi olduğu gibi kabullenmek mi gerekir yoksa yeni bir geçmiş mi yazmalıyız kendimize? Her acı bizden bir şey mi alır yoksa yeni bir şey mi öğretir bize…' Sizleri de bu sorularla baş başa bırakarak hem kendime hem de bu incelemeyi okuyacak herkese küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum. Hayat herkese farklı yaşantılar sunuyor. Baktığımızda, dışarıdan bakınca mükemmel görünen hayatlar bile içinde çok zor süreçler barındırıyor olabilir. Herkesin mücadele ettiği şeyler farklı, mücadele etme şekli de. Ya da benzer hayatlar yaşasak bile hepimizin bunlardan etkilenme seviyesi de üstesinden gelme becerisi de aynı olmayabiliyor. O yüzden kendimizi de başkalarını da eleştirirken bunları göz önünde bulundurmalıyız.
Son olarak da sık sık kendimize şu alıntıyı hatırlatmamız gerektiğini söyleyerek bitirmek istiyorum: "Şu an yaşıyorum ve önemli olan bu. Hayat geçici. Her zaman, herkes için. Benim işim, ölene kadar yaşamak. Benim işim, bedenimle barışmak, onu her şeyiyle sevmek. Böylelikle, temelim sabit olduğunda, elimi güçlü ve cömert bir biçimde uzatabilirim." (S.161)