Puan vermedi·218 syf.··
2024 16. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 17 Eylül 2024 22:33
Pınar Selek Hocanın bu kitabı uzun süredir kitaplığımda okunmayı bekliyordu. Kitapta ülkemizdeki erkeklik kavramı tam anlamıyla genel olarak değil, askerlik bağlamında sorunsallaştırılarak tartışılıyor. Sünnet, iş bulma ve evlilik gibi ''erkeklik'' söyleminin temel taşlarından olan ve aynı zamanda ülkemizde ve dünyada büyük anlamlar atfedilen askerlik kurumu üzerinden inceleniyor. Kitap röportajlardan alıntılarla birinci ağızdan erkeklerin deneyimleriyle zenginleştirilmiş. Bir ''erkeklik laboratuvarı'' olan askerlik, erkek olmanın zorunlu durağı... Her vesileyle kanıtlanması, savunulması, kutsanması ve elbette teşhis edilmesi gereken(!) bu erkek kimliğinin sınanması ve bilenmesi şahane şekilde anlatılmış. Feministlerin ya da kadın araştırmalarında yer alan akademisyenlerin sık sık aldığı bir eleştiridir ''Bizim açımızdan hiç bakılmıyor''... Ancak Pınar Hoca ve diğer araştırmacılar bence çok objektif bir yerden bakarak bu erkeklik kavramının oluşturduğu baskı ve yarattığı tek tipliği ortaya koymuşlar. Yerde sürünme, ağaca tekmil verme, güçlü olanın güçsüz olana şiddet uyguladığı ve bunun sadece rütbeliler tarafından değil acemilere kıdemli erler tarafından uygulandığı anlatıları beni hem üzdü hem de sinirlendirdi. Ataerkil toplumsal ilişkilerde şiddet karşısındaki aciz duygusunu başkalarına yönlendirerek gelenekselleştiren erkek, eğitimini ya burada alıyor ya da tamamlıyor diyebiliriz. Etimle kemiğimle nefret ettiğim hatta tiksindiğim o ''errrkek'' tipi insanlarla empati yaptım. Haklı bulmamakla birlikte, birçok davranış ve tepkileri anladığımı düşünüyorum. Hayatı boyunca erklik düşüncesi beslenen ve kendisinin üstünlüğünün her alanda altı çizilmiş bir bireyin; erkekler içerisindeki güç savaşı ve kendini ispat mücadelesi böyle çetinken, patriyarkinin en alt basamağındaki kadınla kendini eşit görmesi nasıl mümkün olacak? Bu sorunun ve birçok sorunun cevabını bilmemekle birlikte, Pınar Hocanın son cümle ve başlangıç çözüm önerisiyle bitirmek istiyorum: ''İnsan ağlamayı unutursa ne olur? Ağlatır.'' ''Ağlamak, belki de, sınırların dışına çıktıkları ender anlardan biri oluyor onlar için. Her zaman yüksek sesle söylemiyorlar. Ama araştırmamızda da açığa çıktığı üzere, erkekler, ağladıklarını her zaman gizlemiyorlar... Belki de ilk iş açıktan, yüksek sesle ağlamayı başarabilmek...''
Sürüne Sürüne Erkek OlmakPınar Selek · İletişim Yayınevi · 2008232 okunma
·
84 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.