Bugüne kadar sürekli ''kadın'' okumaları yapan ben ''erkeklik'' ile alakalı okumaları da yapmak için bu kadar geç kalmasaymışım keşke. Salt bir noktaya kilitlendiğimiz vakit ne yazık ki diğer tarafı görmeyi unutarak ve hatta empatili okumayı daraltarak kör bir bakış açısı ile devam edebiliyoruz. Serpil Sancar Üşür'ün, Erkeklik: İmkânsız İktidar adlı bu kitapta kadın ve erkek konusunu kuramsal olarak ele alırken aynı zamanda okuyucu da sorgulayıcı izler bırakmayı da ihmal etmediğini görmekteyiz. Sancar, erkeğin sosyal, toplumsal, kültürel ve ekonomik bağlamlardaki iktidar bağlantılarını derinlemesine inceleyerek önemli bir çalışma ortaya koymaktadır. Yazar, kapitalizmi besleyen eril zihniyeti öncelikle kuramlardan, dünyadaki benzer çalışmalardan ve akabinde kendi mülakatlarından (Yaklaşık 200 erkek ile yapmış olduğu) örnekler vererek açıklamakta ve argümanlar sunmaktadır. Aile içindeki rollerden başlayarak iş piyasasına kadar erkekliğin nasıl rollere büründüğünü detaylı bir şekilde anlatan yazar feminist düşünceyle de bunu desteklemektedir. Sancar’ın görüşme yaptığı erkeklere yönelttiği soruların belli bir çerçevede olduğunu söyleyebilirim; çocukluk ve gençlik yılları, evliliğe ve babalığa karşı duruşları, doğdukları ve büyüdükleri ev, anne babaları ile olan iletişimleri ve ilişkileri, kendilerinden beklenen toplumsal roller ve sorumluluklara dair düşünceleri, başarıya ve güce atfettikleri tanım, eğlenme alışkanlıkları, vatandaşlık ruhları ve en önemlisi kadınlara olan bakış açıları ve kadın bedenine dayalı algıları… Görüşmeleri okuyunca bir noktada erkeklerin de en az kadınlar kadar ötekileştirilip kendi aralarında da ayrıştırıldıklarını görüyoruz ama diğer bir noktada kadına ve kadın bedenine dair algıların çok köhne olduğunu, erkeğin kadını meta olarak görmekten öteye gidemediğini, kadının deneyimlerinin marjinalleştirildiğini, yurttaş olarak görülmediğini, birey olarak kabul edilmediğini, sadece özel alanla ilişkilendirilerek kamusal alana dahil edilmediğini, kamusal alana dahil edilse bile ‘’erkeksi’’ kalıplara bürünerek varlığını devam ettirebileceğini ve sürekli ataerki sistemin baskısına maruz kaldığını dişlerimi sıka sıka okuduğumu belirtmeliyim. Türkiye’de çokça denk geldiğimiz ve hatta kimimizin belki de çoğumuzun evinin içinde olan durumları erkeklerin ağzından pişkin pişkin bir kitabın içerisinden okumak hakikaten can sıkıcı. Erkeklerin bu sistem içerisinde ayrıştırılıp, örgütlenememe durumlarını da göz ardı etmeden okumaya çalışırken baskın olan durumun yine kadına olan zulüm kısmı olduğunu pratikte biliyoruz fakat ne olursa olsun Türkiye’de özellikle bu tarz çalışmaların artmasını temenni ediyorum. Kadın- erkek ayrımı yapmaksızın konuyla ilgilenen herkesin okumasını tavsiye ederim. İnsan olarak travmalarımızı nasıl kimlik olarak kullandığımızı, hegemonyayı kurma yetimizin olduğu her yerde çekinmeden kullanarak karşı tarafı ezdiğimizi görmemiz açısından etkili bir eser. Ayrıca Sancar, birçok yazara atıf yaparak farklı kaynaklara da teşvik etmekte. İlgililer için not alınması önemli olabilir.
Küçük bir dipnot; Erkekler diyoruz fakat elbette bu platformda incelemeyi okuyan ya da okumayan yahut platformun dışında kalan erkek arkadaşların arasında yukarıda yazılanın dışında olan kadına değer veren, ötekileştirmeyen ve hatta kendisi de ötekileştirildiği için bu durumu çok iyi anlayan erkek arkadaşlar mevcuttur. Gerçeklerin genellemesi olsa da istisnalar daima vardır. Empatili ve verimli okumalar dilerim :)