Yaşamın içinde göz ardı ettiğimiz çok hassas bir konuya değiniyor aslında kitap; yiyecek israfı. Ne kadar ciddiye alınmasa da bu durumun insanlığın sonunu getirmesi işten bile değil.
Bambaşka ama bir o kadar da tanıdık bir dünyadan kitabın tüm karakterleri. Bir domatesin tarladan mutfağa yolculuğuna şahit tutuyor bizi yazar. Ama bana sorarsanız asıl büyüleyici olan şey ana karakterin, ki dediğim gibi kendisi bir domates, ruhsal ve mental gelişimini bu kadar detaylı ve güzel anlatmış olması. Yazar sadece bununla kalmayıp toplumsal değişim üzerine de alttan alta mesaj vermeyi ihmal etmemiş.
Yeni bir edebiyat kolu olarak Gastronomi yazmak oldukça ilginç bir fikir. Edebiyatı gerçekten çok seven biri olarak altı dolu olan her yeni fikre destek çıkmak gerektiğini düşünüyorum. Sadece betimlemeleri biraz uzun tutmuş olması kitabı bazen zorlayıcı hale getirse de ben bu romanın çok başarılı bir distopya olduğunu düşünüyorum. Okumaya değer mi? Kesinlikle.