Çelişkiler Yumağı!
1/10
·224 syf.··
2024 35. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2024 22:55
İlk olarak yazarın teşkilat Teşkilat adlı kitabını okumuş ve bu kitabı bir edebiyat kitabı olarak değerlendirip beğenmiştim. Tarih alanında değerlendirildiğinde ziyadesiyle çelişkiler bulunabilirdi eserde çünkü. Hiçbir iddiasının kaynağı ve dolayısıyla tarihsel dayanağı olmadığından eseri bir edebiyat kitabı olarak değerlendirmek daha makul geldi bana. Ancak Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikasti adlı Bu kitabı okuduğumda, yazarın o kitaptaki kurgusunun bir kurgu olmaktan öte yazarın hakikat olarak gördüğü iddiaları olduğunu anladım. Bu yüzden şu anda değerlendirmesini yazıyor olduğum "Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikasti" adlı kitaptaki yazarın fikirlerini, o kitaptaki fikirleriyle karşılaştırarak değerlendirmek istiyorum. Yazar, "teşkilat" adlı eserde Türk Devletlerinin tamamının arka yüzünde binlerce yıldır yaşayan gizli bir Türk teşkilatını merkeze alıyordu. Böyle bir yapının var olma ihtimalini elbette reddetmiyorum ancak resmi tarihi bu teşkilat üzerinden yadsıyarak reddecekseniz evvala bu teşkilatı ispatlamanız gerekir. Aksi halde hayal ürünü olup olmadığı belli olmayan bir düşünce üzerine, eski tabirle umumul belva denilen resmi tarihi inkar etmek mantık ilmine göre ve dahi tarih ilmine göre abestir. Yani baştan çelişkidir. Bu yüzden bu görüşe bilimsel olarak itibar edilmez. Mantık ilmine göre önce öncül ispat edilir sonra bu öncüller dayanak kabul edilerek sonuç hükme varılır. Dolayısıyla yazarın bu düşüncesi ile resmi tarihi inkar etmesi için evvela "teşkilat" dediği bu yapıyı, ispatlaması gerekir. Fakat bilimsel manada böyle bir çalışma her iki kitapta da yok. Yazar okuyucusundan Sadece böyle bir teşkilata inanmasını bekliyor. O halde bu inancın üzerine bilim inşa etmekte kitabın genel ve ilk çelişkisi olmuş olsun ve gelelim kitabın içerisindeki belli başlı çelişkilere. Tabii hepsinden önce şunu da ifade edeyim. Ben bu çelişkileri orta düzey bir tarih okuması olan biri olarak yapıyorum. Ve ilk gözüme çarptığı şekilde aktarıyorum. Yani kitabın üzerine uzunca bir eleştiri yazılacak olsa benim burada ifade edeceğim çelişkilerden çok daha fazlası bulunacaktır. Bu haseple "az çoğun delilidir" diyerek bu değerlendirmenin başlığını "bir çelişkiler yumağı" olarak belirledim. Maddeler halinde çelişkiler. Çelişki 1: Eserin temel iddiası, İsmet inönü'nün bir hain olması. Öyle ki İsmet İnönü hatırı sayılır bir şekilde Amerikan mandacılığını savunuyor. Ancak lozan'da İngiliz çıkarlarını gözetiyor. Ve dahası Lozan öncesi milli mücadele ile yöneten Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy gibi paşaları meclis dışına itiyor. Yazar pek tabi bu iddialarından önce İngiltere ve Amerika'nın Musul petrolü için Osmanlı topraklarında görünenin arka yüzünde mücadele ettiklerini söylüyor. Oysa yukarıdaki bilgilere baktığımızda Amerikan mandacının savunan İsmet İnönü aynı zamanda İngiliz çıkarlarını göz atıyor. Bu iki devlet mücadele halindeyken İsmet inönü'nün ikili oynaması başlı başına bir çelişki. Detaylandırıyorum Çelişki 2: Yazar İsmet İnönü'nün Amerikan mandacılığını savunduğunu o yüzden kuvva direnişine katılmadığını söylüyor. Fakat İsmet inönü'nün bu süreçte Osmanlı genelkurmay müsteşarı olduğunu biliyoruz. Öyleyse Osmanlı'da İsmet İnönü müsteşar atayarak yahut bu fikirlerine rağmen onu bu makamda tutarak bir nevi Amerikan mandacılığını savunmuş oluyor. Oysa yazara göre Osmanlı Devleti ve saltanatı en başından beri devlete ebet müddet düşüncesi gereği, gizli teşkilatın başında. Hal böyle iken bu gizli teşkilatta İsmet inönü'yü bu makamda tutarak kendisine ihanet etmiş oluyor. Çelişki 3: Yazarın iddiasına göre İsmet İnönü, kuvva direnişlerinde ve milli mücadelede aktif rol oynamıyor. Aktif rol oynayanlar Rauf Orbay Refet Bele Ali Fuat Cebesoy ve Kazım Karabekir. Ancak biz Rauf orbay'ın Erzurum kongresinden başlamak üzere başından beri Mustafa Kemal'e muhalif olarak, milli mücadelenin saltanat yanlısı yapılması gerektiğini söylediğini biliyoruz. Hatta Sivas'ta karşısına aday olduğunu da biliyoruz. Bu manada Rauf orbay'ın sahada bir komutan olarak savaşmadığını da görüyoruz. Fakat yazar bu gerçekliği çarpıtıyor. Çelişki 4: Milli mücadele başarılı olduktan sonra İsmet İnönü Bu başarının üzerine konuyor. Nihayetinde Mustafa Kemal'e de esir alarak lozan'a gidiyor. Ancak biz İsmet inönü'nün 1 ve 2 İnönü savaşlarını yaptığını biliyoruz. Yine İsmet inönü'nün yardımcısı olduğu Fevzi çakmak'ın da bizatihi milli mücadelede aktif rol aldığını biliyoruz. Çelişki 5: Yazar Mustafa Kemal'in lozan'a kadar hilafet ve saltanat yanlısı olduğunu fakat lozan'dan sonra İsmet inönü'nün tesiriyle cumhuriyetçi olduğunu ve yine İsmet inönü'nün güdümü altında Atatürk devrimleri yaptığını söylüyor. Fakat aynı yazarın eserin başında ve teşkilat adlı diğer eserde, Mustafa Kemal Anadolu'ya gönderilirken bazı paşaların itiraz edip " o cumhuriyetçidir. Cumhuriyet Devleti kurmayı planlamaktadır ve bu devlet laik olacaktır. Gibi söylemlerini ulu orta konuştuğunu" söyleyerek Mustafa Kemal'in bu vazifede görevli olmaması gerektiğini söylediklerini belirtiyor. Hani Mustafa Kemal saltanatçı ve hilafet yanlısıydı? Çelişki 6: İsmet inönü'nden Mudanya Barış antlaşması'ndaki başarısından dolayı lozan'a gittiği tarihsel bir vesika iken İngilizlere hizmet etmek için ve Mustafa Kemal'i baskılayarak lozan'a gittiğini iddia eden yazar, bu anlaşmayı mecliste onaylamayacak olan yukarıda bahsettiğimiz 4 paşayı seçime giderek meclisin dışına ittiğini söylüyor. Dolayısıyla İsmet İnönü açıktan bu 4 paşaya meydan okumuş oluyor. Bu durumda bu 4 paşanın İsmet inönü'ye düşman olması gerekiyor. Hadi diyelim ki İsmet İnönü bu yapılanı Mustafa Kemal'e mal etti ve bu dört köşeyi kandırdı. Bu durumda, Mustafa Kemal eğer hain değilse bu yapılanı karşısında durması gerekiyordu ancak durmuyor. Ve fakat her şeye rağmen İsmet İnönü hain iken Mustafa Kemal vatanperver oluyor. Bu da bir başka çelişki. Çelişki 7: İzmir suikastinde Mustafa Kemal'e suikast düzenleyenler iddiasıyla Kazım karabekir'in de yargılandığını biliyoruz. Fakat bu yargılamadan idam kararının çıkmamasında İsmet inönü'nün etkili olduğunu da biliyoruz. İyi de bunlar birbirine düşman değil miydi? Çelişki 8: Yazar Amerikan mandacılığını destekleyen bazı önemli kimselerin Tarih kitaplarında yazmadığını söylüyor. Hatta Amerikan mandacılığının ciddi manada Milli mücadele kurmayları tarafından tartışıldığının da resmi tarih kitaplarında Yazmadığını söylüyor. Oysa en basit düzlemde bile KPSS tarihine çalışan bütün memur adayları bilir ki resmi tarihe göre Erzurum'da bahsi geçen Amerikan mandacılığı ciddi manada Sivas'ta tartışma konusu olmuştur. Amerikan mandacılığını kesin bir dil ile Mustafa Kemal reddederken meclisin çoğunluğu savunmuştur. Ve dolayısıyla meclis kararının gereği olarak Mustafa Kemal Amerikalı bir subay ile görüşme yapmıştır. Hatta bu Amerikalı General Doğu karadeniz'deki Türk nüfusunu içeren "General Harbord Raporu" ile Türk mandacılığını reddetmiştir. Ve nihayetinde bizimkilerin elinde milli mücadeleden başka çözüm yolu kalmamıştır. Oysa yazar bunların tarih kitapları yazmadıklarını iddia ediyor fakat biz en basit düzeyde KPSS çalışırken bile bu bilgileri elde edebiliyoruz. Çelişki 9: Yazar, 2. Abdülhamit'in Musul topraklarındaki petrolü İngilizlerden korumak için bu toprakları saltanatın kendi mülkü yaptığını söylüyor. İyi de Abdülhamit'in bu toprakları kendi mülkü yapması, kendin mülkünü arttırmak için yaptığı yorumuna da imkan verir. Çelişki 10: Diğer yandan Abdülhamit'in kendi mülkü olan bu toprakları abdülhamit'i devirenler nasıl İngilizlere verebiliyor? O da ayrı bir çelişki? Çelişki 11: Yine aynı yazar, Abdülhamit'in Alman petrol şirketine bu bölgede taviz verdiğini de söylüyor. Öyleyse Abdülhamit bu toprakları İngiliz petrol şirketinden korumuş ancak almanlara peşkeş çekmiştir. Bu durumda Abdülhamit hain olmaktadır. Çelişki 12: Abdülhamit'i tahttan indirenleri hain olarak niteleyen yazar aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin teşkilat adlı derin Türk örgütü tarafından kurulduğunu söylüyor. İyi de Abdülhamit tahttan indirenler ile Türkiye cumhuriyeti'ne devlet olarak kuranlar aynı kişiler. O halde bu derin teşkilat hem abdülhamit'i tahtan indirtmiş hem de Türkiye cumhuriyeti'ni kurmuş. Bu durumda Abdülhamit nasıl Bu derin teşkilatın başında olabiliyor yahut ona hizmet edebiliyor. Yani hem bu derin teşkilat Türklerin menfaatini düşünüyor hem de Abdülhamit Türklerin menfaatini düşünüyor demek başlı başına bir çelişki değil mi? Çelişki 13: Yazan bir başka satırda "abdülhamit'e darbe yapanlar musul petrollerini İngilizlere peşkeş çekti" diyor. Ancak biz darbeyi yapanın ittihatçılar olduğunu biliyoruz. Yazarın iddiasına göre İngilizlere Musul petrollerini verenlerin de Prens sabahattin'in öncülüğünü yaptığı ahrar fırkası olduğunu öğreniyoruz. Bu durumda darbeyi yapanlarla Musul petrollerini İngilizlere verenler aynı kişiler değil. Zaten tarihi olarak da Prens sabahattin'in grubunun ittihatçı muhalifi olduğunu iyi biliyoruz. Dolayısıyla bu söylem hiçbir yerinde tutarlılık olmayan başlı başına bir çelişki abidesi. Çelişki 14: ha bu arada. Muhsin Yazıcıoğlu'nu da bu dış mihrakları öldürmüş yazara göre. Ve Dolayısıyla Muhsin Yazıcıoğlu da yazarın diğer kitapta bahsettiği teşkilat için görev yapan bir Türk ajanıymış. Lakin aynı yazar Türkçülüğün islamcılığın ve benzeri ideolojilerin dış kaynaklı olduklarını söylüyor. Fakat yine burada başka bir şey ilişki var ki Sultan Abdülhamid İslamcı ve Muhsin Yazıcıoğlu ülkücü türkü bir siyasetçi. Dikkat ederseniz her ikisi de savunduğu ideoloji üzerinden dış mihraklara hizmet ederken aynı zamanda bu derin Türk teşkilatının bir neferi oluyorlar. Bu da bir başka çelişki olarak buraya kaydedilmiş olsun. Özetle; Değerlendirmenin başında da ifade ettiğim gibi daha birçok çelişki bulunabilir. Bunun için kitabın akademik anlamda yüzeysel bir şekilde incelenmesi yeterli. Ben, kitabın umumi telakkisine birkaç eleştiri daha bırakarak değerlendirmeyi bitireceğim. Görüş olarak cumhuriyetin kurucularını hain olarak nitelemek sağlam dayanaklarla ispatlanması gereken bir iddia. Aksi halde bu milletin bağımsızlığı ve bekası için apoletlerini sökmüş ve kelle koltukta bir ömür tüketmiş kurmaylara iftira niteliği taşır bu iddialar. Ve bu iftirada bu millete yapılmış en büyük ihanettir. Yazar, akademik eleştirilerden kaçınmak için teşkilat adlı kitabını edebiyata emanetmiş. Ancak onun devamı sayılabilecek bu eserde, o kitaptaki iddialarının bir edebiyat malzemesi değil inandığı gerçekler olduğunu görüyoruz. Ve dolayısıyla bir edebiyat kitabı olarak teşkilat adlı kitapta aranmayacak olan tarihi kaynakları bu kitapta arıyoruz. Fakat benzer iddialara sahip birçok aktivistin yaptığı gibi yazar da kaynak göstermekten kaçıyor. Çeşitli kelime oyunlarıyla umumul belvaya dair tarihsel vesikaları toplayıp ideolojisi ile çarpıtıyor. Bunu hakim telekinin eseri olarak yaptığı da bizce görünür bir gerçek. Bu yüzden yazarın bu yaptığını pek de masum karşılamıyor ve kendisini tenkit etmeyi tarihsel bir vazife olarak görüyorum. Bu değerlendirme yazmamın sebebi de budur. Eseri okuyan okuyucuların bu eserde bahsetilenleri, resmi tarih ile mukayese ederek okumalarını tavsiye ederim. Zira resmi tarih bilimsel belgelerle ispatlanmış bir üründür. İspatlanmadı takdirde yazarın söyledikleri ise Bir hayal ürünüdür. Hani sebepten birilerinin siyasi gayelerle çarpıttığı tarihi bir gerçeklik adderek, değerlerinizin içerisini boşaltmayınız. Türk milleti için emek vermiş, fedakarlıkta bulunmuş her bir fert değerlidir ve vatanını milletini sayan her vatandaş için bu kimseler bir değerdir. Bu kimse beni değersizleştirmek bizi değersizleştirmektir. Bu yüzden benzer görüşler iddialarını ispatlayana kadar, mezkur kimselere sahip çıkmak hepimizin vazifesidir.
1000Kitap
Muhsin Yazıcıoğlu SuikastiSelman Kayabaşı · Yakın Plan Yayınları · 2014763 okunma
··
1 +1'leme
·
618 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Muhammet İkbâl
Gönderi Sahibi
Değerlendirme yazısı klavye mikrofonu ile yazıldığı için bazı kelimeler hatalı yazılmış olabilir ancak okuyucunun cümle içindeki bütünlüğe göre bunları düzelteceğini düşünüyorum. Yine aynı gerekçe, bağlaç olan da'nın ayrılmamasında da bir açıklama niteliği taşır diye düşünüyorum. ☺️