İskender Pala'nın Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ine dair eseri, edebiyatımızın köklü geçmişine ışık tutan önemli bir çalışma olmuştur. 1880'li yılların başlarında, Tanzimat ve Servet-i Fünûn edebiyatının önde gelen şairlerinin Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ini yeniden yazma girişimleri, dönemin dil ve edebiyat anlayışındaki değişimleri gözler önüne sermektedir. Ancak, "Bir aceb nûr kim güneş pervanesi" gibi muhteşem beyitlerin yeniden yazılmasının imkansızlığı, eserin orijinal halinin ne denli değerli olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Ol gice kim doğdu ol hayru'l-beşe
Ânesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habîb'in anesi
Bir aceb nûr kim güneş pervanesi
Arthur Schopenhauer , Peygamber Efendimiz hakkında şöyle demiştir: "Tarihteki en büyük insanlardan biri olarak Hz. Muhammed, hem dini hem de dünyevi başarılarıyla insanlık tarihinde derin izler bırakmıştır."
Mehmet Âkif Ersoy ise Peygamber Efendimiz'e olan sevgisini şu sözlerle dile getirmiştir: "Henüz duâ ediyordum ki, 'Yâ Resûlallâh!' Nidâsı kükreyerek, bir kanadlı tayf-i siyâh... Düşünce Ravza-i Peygamber’in ayaklarına; Sarıldı göğsüne çarpan demir kuşaklarına."
Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğumu, insanlık için bir kurtuluş ve rahmet vesilesi olmuştur. O'nun nuru, karanlıkları aydınlatan bir güneş gibi parlamış, insanlığa rehberlik etmiştir. İskender Pala'nın eseri, bu tarihi süreci ve Mevlid'in edebi değerini derinlemesine inceleyerek, biz okuyuculara unutulmaz bir edebi deneyim sunmaktadır.
MevlidSüleyman Çelebi · Kapı Yayınları · 2014313 okunma