Kureyş, mânevî anlamda dindarlığı ile öne çıkan bir topluluk değildi; dini de üstün bir mânevî inanç sistemine sahip değildi. Aksine işlevsel bir dindarlık sistemiydi. Bunun anlamı; Kureyş'in çıkar denge ve menfaat üzerine kurulu bir kabile olmasıydı. Dinden devşirilen çıkarlar ve sağlanan ayrıcalıklar, dinin kendisi ile özdeşleşmişti. Bu nedenle Kureyş'i bu denli galeyana getiren aslında (Hz. Muhammed'in onların ilahlarını ve putlarını hicvetmesi suretiyle) onun dini inanç esaslarına hakâret edilmesi değildi. Nitekim Hz. İbrahim'in dinine mensup Hanîfler zaten Kureyş'in kimseye fayda veya zararı dokunmayan putlara tapınmasını ayıplayıp durmaktaydılar. Hatta Kureyş bile kendi içinde Allah'ın ibadete layık tek ilah olduğunun idrakindeydi. Ancak Kureyş kendi kimliğini oluşturmak için bu putları iyi bir araç olarak kullanmaktaydı.
Sayfa 171 - Vadi Yayıncılık, 11. Basım, Şubat 2024·Kitabı okudu