Asılacak Kadın; zavallı, çaresiz, yardıma muhtaç fakat yardım çığlıkları atamayacak kadar sindirilmiş, ezilmiş, dövülmüş, korkutulmuş, cahil bırakılmış bir kadının daha doğrusu on altı yaşındaki bir ÇOCUĞUN sessiz isyanını konu edinen, tamamen gerçek bir olaya dayalı olan Pınar Kür’ün cinsel içerikli(?) olduğu gerekçesiyle mahkemelerce toplatılan ve yasaklanan kitabı…
Üç bölümden oluşan eserin ilk bölümünde, kadınların avukat veya hakim olamayacağını savunan bir erkek hakim tarafından kadının beyanı dinlenmeden direkt yargılanmasına karar verildiği, nefretler içinde kalacağınız bölüm.
İkinci bölümde ise Asılacak Kadın’ınımız Melek ve hayat hikayesi devreye giriyor. Melek’in bir obje gibi kullanıldığı, satıldığı, türlü tecavüzlere mecbur bırakıldığı, hayattan tiksineceğiniz, kime neye söveceğinizi bilemeyeceğiniz, isyanın eşine geleceğiniz bölüm. Psikolojiniz kaldırabilirse buyurun…
Son bölüm ise karakterli kalmaya çalışan karakterimiz Yalçın’ın, Melek’in hayatını kurtarma adı altında onu Asılacak Kadın haline getirdiği süreç aktarılıyor, hem de bizzat Yalçın’ın kendi ağzından. İkinci bölümü psikolojiniz zor kaldırıyor bu aşikar, fakat bu bölüm de en az ikinci bölüm kadar psikolojinizi hem yıpratacak hem de hayatı fazlasıyla sorgulatacak bir bölüm. Yalçın’ın Melek’i ve şu anda bulundukları konuma gelişlerini ifade ederken kullandığı kelimeler, cümleler boğazınızda düğüm düğüm olacak...
“Genç bir kızın, zavallı, korunmasız bir kızın bir zorbanın sapıklığına kurban edilmesine bunca kişi katkıda bulunabiliyor, bunca kişi de olayı uzaktan, rahat rahat seyredebiliyordu. Olacak, akıl alacak şey miydi bu?” (Syf: 129)
“Kökü toprakta olduktan sonra her çiçeğin yaşatılma, kurtarılma olasılığı vardır. Oysa, dalından koparılmış, vazoda soldurulmuş bir çiçeği ne kurtarabilir? Bir vakitlerin görkemli ak zambağı Melek, artık böyle bir çiçek olmuştu…” (Syf: 141)
“Oysa ben kurtarmaya kalkıştığım için şimdi ölümü bekliyor o… Melek ölecek…” (Syf: 144)
Bitirdikten sonra altını çizdiğim her bir cümleyi defalarca okuyarak saatlerce gözyaşı döktüğüm, kitabın sonunda Pınar Kür’ün savunmasını okurken hikayenin tamamen gerçeğe dayandığını öğrendikten sonra kendimi hayatın akışına zor dahil ettiğim bir kitap oldu… Cinsel içerikli öge çokluğu bahanesiyle toplatılan, yayımı yapılmayan kitapta hangi zihni bozuk insan cinsel içerikli öge bulup bundan tahrik oldu ve basımını durdurdu şoktayım açıkçası. Bu kitaptan cinsel içerikli diye söz edecek, tahrik edici bulacak kadar nasıl bir kafa yaşıyorsunuz inanamıyorum! Ha, geldiğimiz bu noktada çok da bir şeyler değişmiş değil ne yazık ki; kadın bedenini metalaştıranından tutun iki yaşındaki bebeğe tecavüz edene kadar her şey iğrençleşti şu dünyada! Konuşacak çok şeyiniz vardır ama bir noktada boğazınızda düğümlenir ya cümleler, o evrede hissediyorum kendimi. İnsan olarak, en önemlisi de iyi kalpli bir insan olarak ve kitapla kalın dostlar.