Zweig sevdiğim bir yazar ve Sahaf Mendel’i de; zaten bütün Zweig kitaplarını okumak istiyorum diye ani bir kararla almıştım.Aslında ben bir kitap okuyormuşum gibi değilde bir büyüğüm bana Sahaf Mendel’i tanıyormuşçasına anlatıyormuş gibi hissettim.Sanki birinden bir hikayeyi dinliyordum.Zaten kitap 48 sayfalık ve bırakın bir günü 1saatte rahatça bitirilebilicek bir kitap.Belkide bu yüzden böyle hissettim.Doğru söylemek gerekirse kitabın başlarında biraz sıkıldım.Çünkü yazar hep aynı şeyden bahsetiyordu ve bir olay yoktu.Yine de ilerleyen kısımda biraz daha ilgim artı.Kitap;bir kafede hep aynı köşede oturup,kafasını kitaplara gömen,hayattan ve gerçeklikten kopmuş bir,kitabın deyimiyle”nesli tükenmekte olan dünya öncesi bir kitap dinazoru…”nun Birinci Dünya Savaşı ’nın ve nazilerin kurbanı olmasını ve bunun sonucunda artık eskisi gibi olamamasını anlatıyor.Sonbaharda tam çantaya atmalık,çerezlik bir kitap.Benim en çok hoşuma giden kısmı ise kitabın girişiydi.Okuyucuyu kitaba çeken sıcak ve samimi bir girişti bence.Kendimi o nostaljik,sıcak kafenin bordo koltuklarında oturuyormuş gibi hissettim…