Zweig sevdiğim bir yazar ve Sahaf Mendel’i de; zaten bütün Zweig kitaplarını okumak istiyorum diye ani bir kararla almıştım.Aslında ben bir kitap okuyormuşum gibi değilde bir büyüğüm bana Sahaf Mendel’i tanıyormuşçasına anlatıyormuş gibi hissettim.Sanki birinden bir hikayeyi dinliyordum.Zaten kitap 48 sayfalık ve bırakın bir günü 1saatte rahatça bitirilebilicek bir kitap.Belkide bu yüzden böyle hissettim.Doğru söylemek gerekirse kitabın başlarında biraz sıkıldım.Çünkü yazar hep aynı şeyden bahsetiyordu ve bir olay yoktu.Yine de ilerleyen kısımda biraz daha ilgim artı.Kitap;bir kafede hep aynı köşede oturup,kafasını kitaplara gömen,hayattan ve gerçeklikten kopmuş bir,kitabın deyimiyle”nesli tükenmekte olan dünya öncesi bir kitap dinazoru…”nun Birinci Dünya Savaşı ’nın ve nazilerin kurbanı olmasını ve bunun sonucunda artık eskisi gibi olamamasını anlatıyor.Sonbaharda tam çantaya atmalık,çerezlik bir kitap.Benim en çok hoşuma giden kısmı ise kitabın girişiydi.Okuyucuyu kitaba çeken sıcak ve samimi bir girişti bence.Kendimi o nostaljik,sıcak kafenin bordo koltuklarında oturuyormuş gibi hissettim…
Kitap, eski bir kitapçı olan Mendel’in yalnızlığını, geçmişini ve yaşadığı içsel çatışmalarını mercek altına alıyor. Kitapçının zihinsel dünyasındaki karmaşıklık ve çevresiyle olan ilişkisi, derin bir yalnızlık ve arayışla birleşiyor. Zweig, karakterin ruh halini o kadar incelikle tasvir ediyor ki, okuyucu, Mendel’in içsel dünyasına tamamen kapılıyor. Eser, insan doğasının kırılganlıklarını, unutulmuş anıları ve hayal kırıklıklarını etkileyici bir şekilde ele alırken, aynı zamanda insanın kimliğini ve dünyayla olan ilişkisini sorgulatıyor.
Eğer insan ruhunun inceliklerini ve yalnızlıkla hesaplaşmalarını derinlemesine keşfetmek istiyorsanız, okumanız gereken bir kitap
Sahaf Mendel veya başka yayınevlerinden çıkarılan Kitap Mendel adlı kitapta, kendini tamamen kitaplara vermiş, hayatı kitaplar olmuş, kafasını kitaplardan çıkarmayan bir ismi, kambur Galiçyalı Yahudi Jakob Mendel'in hayatının son döneminde başından gelenleri, başka birinin anlatımından okuyoruz. Mendel, kendi halinde, herkesin sorduğu soruları cevaplamayı sadece seven, onun dışında sıradan bir hayat yaşayan biridir. Bir gün uğradığı haksızlık sonucu hayatı altüst olur, geri döndüğünde eski Mendel de yoktur eski çevresindeki insanlarda... Bu kısım zaten etkileyici. Savaşın insan hayatı üzerindeki etkisinin yanında kültürel etkisi de irdelenmiş. Mendel'in yazar tarafından betimlenmesi ise müthiş: adeta karşımda canlı canlı görür gibi yazar betimlemiş.
Daha fazlasını bloğumda yazmıştım: hknkr.com/sahaf-mendel-st...
Okumanız dileğiyle, iyi okumalar.
“Çünkü o, başkalarının dua edişi gibi, kumarbazların kumar oynaması gibi, sarhoşların uyuşmuş halde boşluğa bakması gibi okurdu, öyle bir dokunaklı odaklanmayla okurdu ki o vakittir diğer insanların okuma şekli bana hep bayağı gelmiştir.”
Bu kapalı ve çok yağmurlu havada, yağmur sesinin yoğun, insan seslerininse neredeyse hiç duyulmadığı bir günde günümü güzelleştirdin Sahaf Mendel.
Kitapların arkalarında yer alan yazıları tam olarak bu yüzden kitabı bitirdikten sonra okuyorum çünkü kitabın tamamını anlatmış gizem kalmıyor. (=
Arkada yer alan özet;
“Viyana’nın edebiyat camiasında el üstünde tutulan Sahaf Mendel aksi ama aksi olduğu kadar da eşsiz hafızaya sahip biridir. Her gününü aynı kafenin aynı masasında oturarak, bilgeliğinden yararlanmak için gelen ziyaretçilerle konuşarak geçirir. Tek tutkusu ise saplantı derecesinde bağlı olduğu kitaplardır, onlarla alakalı değilse çevresinde ne olduğu umurunda değildir, yaklaşan savaş bile. Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde Viyana’nın çehresi değişirken, Sahaf Mendel’in de hayatı “düşman” ile işbirliği yaptığı suçlamasıyla altüst olacaktır.“
Ellerimizin arasına aldığımız bir kitap; soluğumuzun ötesine geçip sonsuzluğa ulaşıyor ve insan denilen varlık ancak o zaman kalıcı olabiliyor. Geriye kalansa sadece derin bir çöküş çünkü istisnalar hariç, insan beşeri ve acımasız.
Sahaf MendelStefan Zweig
•Yorum; Melek Zehra Balcı
" Zewig'in eserlerini övmeye nereden başlayacağını bilemiyor insan." Ali Smith
#209678404 Bu incelemem de Zweig'in kaleminden ve onu takdir ettiğim ince zekasından bahsetmiştim. Stefan Zweig, bizi kendine hayran bırakacak kısa bir hikayeyle yine karşımızda. Viyana'da aksi ama eşsiz bir hafızaya sahip, edebiyat camiyasında el üstünde tutulan biri Sahaf Mendel. Kitapta bize, "Nesli tükenmekte olan dünya öncesi bir kitap dinazoru" diye tanıtılır." Çünkü o, başkalarının dua edişi gibi, kumarbazların kumar oynaması gibi, sarhoşların uyuşmuş halde boşluğa bakması gibi okurdu." Her gününü aynı kafenin, aynı masasında oturarak, kitaplarla ve bilgeliginden yararlanmak için gelenlerle konuşarak geçirir. Kendini kaptırdığı bu kitaplar diyarı dışında gerçek dünyaya karşı oldukça kayıtsızdır. Yaklaşan birinci dünya savaşından bile haberi olmayan Sahaf Mendel, gerçek dünyaya olan bu kayıtsızlığının bedelini ağır ödeyecektir.
Trajedik bir hikaye, kalemi tutan elin ustalığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
“Sahaf Mendel”, tüm yaşamını kitaplara adamış, olağanüstü bir hafızaya sahip Jakob Mendel adlı bir kitap satıcısının hikayesidir. Mendel, Viyana’daki bir kahvede günlerini geçirir; kitap adları, baskıları ve yazarlarıyla ilgili inanılmaz bilgisi sayesinde herkes ondan yardım alır. I. Dünya Savaşı başlayınca Yahudi ve yabancı olduğu için yanlışlıkla casus sanılır ve toplama kampına gönderilir. Bu süreçte çok yıpranır ve eski kimliğini kaybeder.
Zweig, bu hikayede savaşın masum insanların hayatını nasıl yok ettiğini anlatmış. Bilge birinin yanlış anlaşılmadan dolayı kaybedilmesi savaşın acımasız ve hüzünlü bir yönünü ortaya çıkarmış. Kısa ve trajik bir hikayeydi, öneririm.
Çok kısa manası da aynı şekilde çok güzel bir kitap olmuş. İnsanın dış etkenlerden nasıl etkilendiğini, gerçek dünyada her şeyin farklı olduğunu anlatan kitaplardan bir tanesi
Kitabı bitirdiğimde bir hüzün kapladı. Ah Mendel ah dedim. Zweig yine Dünya Savaşının etkisini altını çize çize bu defa da Sahaf Mendel' i anlatımında kullanmış.
Tek tutkusu sadece kitap okumak araştırmak ve inanılmaz bir hafızaya sahip olan Mendel , etrafında gelişen tek bir olaydan etkilenmeyen, görmeyen , kafasını sabahtan akşama kadar bir kafede ona ayrılan masada okuyarak geçiren ve hatta savaşın çıktığını dahi anlamayan Mendel.
Hiç yere casus sanıldığı için kitaplarından ayrı düşen, evi olarak gördüğü kafeye tekrar döndüğünde her şeyin değiştiği ve anlamadan sokağa atılması ve böyle bir insanın unutulup gitmesi, hatırlanmaması.
Savaşın bir toplumda neleri alıp götürdüğünü, insanların psikolojilerinin ve hayatlarının korkunç zorunlu değişikliklerini yazarımız Sahaf Mendel hikayesi ile bizlere aktarmış.
Keyifli okumalar.
Stefan Zweig'ın kısa ve sürükleyici kitaplarından biri. Bir oturuşta bitirilebilecek bir hikaye. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Viyana'da bir kafede çalışan, kendini dış dünyaya kapatmış, kitapların içinde kaybolmuş, iki ayaklı bir kütüphaneye dönüşmüş, eşsiz bir hafızaya sahip Sahaf Jakob Mendel'in trajik yaşam öyküsü anlatılıyor. Kesinlikle tavsiye ederim.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.