·176 syf.····Okunma: 25 Eylül 2024 01:03 Dost bağına girercesine, yazarın anılarını bir bir derercesine okudum Maya Taşı’nı. Öyle içten öyle bizden öykülerdi…
Mutlu Özçelik’in ilk öykü kitabı olan Maya Taşı’nda yirmi iki öykü yer alıyor. Aralara serpiştirilmiş küçürek öyküler kitaba zenginlik katmış. Anlatılarda temel izlek esaret. Kahramanlar, hayatın içinde bir şeylere tutsak.
Aşka tutsak olan, kendisini dilendiren adamdan kaçamayan, birilerinin yanında bedenini satarak para kazanan ve içinde bulunduğu hayatta esir olanlar…Kahramanların hemen hepsi parasızlık sancısı çekiyor. Belki paraları olsa bu tutsaklıktan daha kolay kurtulabilecekler, diye düşünmeden edemiyorum. Karşı cinse olan ilgi ve tutku genelde karşılıksız.
Hayatın içindeki arzular, sesler, sessizlikler, çağrışımlar, anılar, özlemler kolaylıkla okura geçiyor. Öyküler birbirine yaslanan dizi anlatılar değiller fakat okurda bıraktıkları hisler benzer. Son öykü “Teknoloji” bu anlamda diğerlerinden ayrılıyor bence.Teknolojinin hayatımıza getirdiklerini ve götürdüklerini anlatan ama sonunda özellikle biz kitapseverleri hüzünlendiren bir hikâye ile bitiyor eser.
“Bazı akşamlar uyunmaz.” s.18
“Devleti olmayınca insanın kabuğu da yok.”s.22
Özlem
“Sen gideli çok şey değişti.”
“Yaa, ne oldu?”
“Sensizlik.”s.23
ZENGİNLİK
Servetine o kadar düşkündü ki düşmanları birikimine büyük saygı duyardı. Mücevherlerle süslenmiş bir sapı olan yirmi iki ayar altın hançerle öldürdüler. s.141
”Babaların hayatı benim olmadı, çocuklarımın olsun diyerek geçermiş.” s.148
”Aşk değildi, yanıma yakıştırdım, evlendim, hayatıma alıştırdım…”s.162
”Sığınacak bir büyüğü kalmayınca büyüyor insan.”s.169