İnsan en çok da hayatın kendisinden nedensizce esirgediği mutluluğa üzülüyor galiba...
O nedenin hiçbir cevabının olmamasına.
Okulumuz öğretmenlerinden Esin Fidanoğlu'nun ilk kitabını keyifle okudum demeyi isterdim fakat buruk, üzücü ve sahici bir hikaye oluşu buna engel oldu.
Temiz, akıcı bir dili olması nedeniyle bir çırpıda bitti doğrusu.
Zeliha'nın küçük bir köyde mahkum olduğu bu hayatsa çok tanıdık ve gerçek geldi bana maalesef.
Maalesef diyorum çünkü koşullarını seçemeyen, değiştiremeyen insanlar geliyor aklıma. Bir çaresizliğin pençesinde ufacık umut kırıntısı aramak ve ona tutunmak zorunda kalan hayatlar... Bir gülümsemeye razı olup fazlasını belki de hayal bile edemeyenler...
Oysa Frida Kahlo'nun da dediği gibi "Sevgi basitti, karmaşık olan bizlerdik."Mutluluk da öyle bana kalırsa bir sazlıktan süpürge yapıp hayali evlerimizi süpürdüğümüz yaşlarda nasılsa öyle hâlâ. Sevgiye de mutluluğa da bir pişmanlığın eşiğinde rastlamasaydı Zeliha nasıl bir hayatı olurdu acaba?
Küçük bir köyde geçen bu hikayede Zeliha'nın talihsiz hayat hikayesine, Haydar'ın seçimlerinin o hikayeyi nasıl kötü etkilediğine tanık oluyorsunuz.
Nostaljik bir tarafı da var benim için. Hepimizin bir şekilde yaşamak zorunda kaldığı o yokluk üstünden zaman geçse de hâlâ aynı burukluğu yaşatıyor içimizde. Kimimizin bisikleti olmadı, kimimizin ayakkabısı yine de minderden yaptığımız o evlerin içinde daima mutluyduk Zeliha gibi. Esin hocamın kalemine
sağlık. İzi kalacak muhakkak...
Esin Fidanoğlu