·220 syf.····Okunma: 18 Ocak 2024 00:00 "TİNSEL KOPUŞ"
"Gizemli hiçbir yönüm yok. Ben de herkes gibi sıradan bir insanım, bir anne ve baba tarafından dünyaya getirildim ve benden habersiz bana Affan ismini vermişler. Son iki yıldır varlığımı, içinde yaşadığım evreni sorguluyorum. Çünkü annem, babam ve içinde büyüdüğüm çevre her ne kadar bana kendilerince bazı vasıflar yüklemiş olsa bile, ben gerçekte kim olduğumu bilmiyorum. Bu sonsuz kâinat içinde zerre kadar yer kaplamayan benliğime bir anlam yükleyebilecek miyim, bilmiyorum ama durmadan araştırıyorum."
Affan; kötülükten kaçınan, temiz demekti. Ama o daha küçükten başladı çevresine, hayvanlara arkadaşlarına kötülük yapmaya, zarar vermeye.
Peki bunun asıl sorumlusu kimdi? Ailesini geçindirmek için sürekli yollarda ömrü geçen babası mı? Bir evladı olduğundan bi haber ilgisiz annesi mi?
Affan; itilmişliğin, sevgisizliğin, görmezden gelinmenin intikamını sapanıyla alan, oldukça yaramaz, ailesi tarafından sevgi görmemiş, etrafı tarafından dışlanmış, kendi başına hayatla mücadele eden, minicik yüreğe sahip, saldırganlık obsesyonu hastalığına sahip evinde, okulunda sevilmeyen, istenmeyen bir çocuktur. Sorumluluklarını yerine getirmeyen, kendi keyfinde bir anne, işinden evine uğrayamayan uzun yol şöförü bir baba. Affan'ın eksikliğini yaşadığı tüm duygular onu hırçın, öfkeli, acımasız yaparken içindeki öfkeyi etrafına saçar. Göremediği sevgi onu her geçen gün daha da yaramaz, hırçın birine dönüştürür. Hayvanlara, insanlara zarar vererek içindeki boşluğu doldurmak istiyor, yaptığının yanlış olduğunu bilemeden. Koskoca kalabalığın içerisinde yapayalnızdı.Tek dostu babasının doğum gününde aldığı sapanıydı. Ömür boyu yakasını bırakmayacak cinayetler işler sapanıyla. Öldürdüğü kuşların, kurbağaların, farelerin, böceklerin haddi hesabı yoktu. Her hatırladığında vicdan azabından kahroluyor, Tanrı'dan af diliyordu.
Birgün o sapan ile bir yaban ördeğini öldürür ve bundan çok keyif alır, ta ki ördeğin kuluçkadaki minik yavrusunu görene kadar. Her şeyi sorgulamasına ve kendisini yeni baştan yaratmasına kapı aralanmıştı.
İşte o an büyük bir vicdan azabı duymaya başlar ve ‘’ben kimim? Ben ne yapıyorum?’’ diye sormaya başlar. Bu sorgulama yerini içsel bir yolculuğa, daha derin sorgulamalara, evrenin ve yaşamanın sırrını bulmaya bırakır. Düşündükçe ve düşündüklerini bilgiye dönüştürdükçe, bilginin ne kadar muazzam bir güç olduğunu anlar.
Çok erken yaşta hayatın zorluklarıyla karşılaşmıştı, bu zorlukların üstesinden gelebilmek için sadece aklını kullanmış ve büyük bir aydınlanma ile karşılaşmıştı.
Hem hayat mücadelesi veriyor hem de yaşadığı hayata bir anlam yüklemek ister. Aklını daha faydalı işlerle meşgul etmek, yeni insanlar tanımak, benliğinin farkına varmak için yolculuklar yapmaya karar verir. Geçmiş aklını kurcalasa da asla geriye gitmiyor her gün kendine bir şeyler katarak yaşamaya çalışıyordu. Sonunu ve yaşayacaklarını bilmeden. Affan derslerinde, yaşantısında, hayata bakış açısında değişmeler göstermeye, yaşamını, hayatını, benliğini sorguladığı, araştırmalar yaptığı bir döneme kendini bırakmaya başlar.
Değişime açık, gerçeğin peşinde koşan, ideal olanı bulana kadar arayışlarından vazgeçmeyen, her şeyi didik didik inceleyen, bir şimşeğin çakışında bir kelebeğin kanatlanıp uçmasına, gözüyle şahit olduğu her şey üzerine kafa yorup, bir anlam vermeye çalışan,
zihnini zorlayan, ruhunun dönencelerinde dolup dolaşan sorulara cevap bulmak için çaba sarfeden bir genç olur.
Çevreye zarar veren, yaramaz, derslerinde başarısız Affan gider yerine tam tersi bir insan gelir. “Sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” lafı ile sürekli okumaya, araştırmaya, sorgulamaya başlar.
Buna rağmen aradığı birçok sorunun cevabını tam olarak bulamaz. Sürekli rüyalar görür ve bunlara anlam vermeye çalışır. Bir rüyasında ''Hak geldi, batıl yok oldu'' sözünü işitti. Bu sözü araştırmaya başladı. Kuran'dan bir ayet olduğunu fark edince şaşırdı. Kuran'ı baştan sona kadar okuduğunda ise taşlar artık yerlerine oturuyordu. İçine düştüğü o sarmaldan kurtulduğunu anlamıştı.
Küçücük yüreğine ve hayatına o kadar çok şey sığdırdı ki... İnsan kalabalığın arasında en çok kendisini unutuyor, Affan kendini hatırladı, içsel yolculuk asla bitmeyecek bir süreç, taa ki ruh bedenden ayrılıncaya dek...
Sevgisiz büyümüş bir çocuğun merhametli olmasını bekleyebilir miyiz?
Kendinizi, evreni hiç sorguladınız mı?
Ölüm nedir? Bir son mu yoksa yeni bir başlangıç mıdır?
Yaşamın anlamı ve amacı nedir?
Ruh ve beden birbirinden bağımsız düşünülebilir mi?
Nereden gelip,nereye gidiyoruz?
Bu geliş ve gidiş arasında bize hayat sahnesinde rol biçen kimdir ya da kimlerdir ve bizler bu rolleri amacına uygun oynuyor muyuz?
Affan macera, heyecan dolu bir yolculukta
içindeki boşluğu dolduracak mı?
Affan' ın yaptığı büyük hata neydi?
Bu macerada Affan kimlerle karışacak?
Hayatın ona sürprizleri neler?
Affan beynini kemiren sorulara cevap bulabilecek mi?
Affan, hakikatı bulma yolunda çıktığı yolculukta kendisine hangi ismi vermişti?
Çok erken bir yaşta kendisine çizilmiş olan çerçevenin dışına çıkmayı başarmış, kendi benliğini arayan Affan’ın başından geçenleri
akıcı ve güzel betimlemeleriyle hikâyeyi yaşıyor hissi veriyor. Bazı filozoflardan alıntılar, örnekler ile de hikâye desteklenmiş. (Aristoteles, Sokrates, Bertrand Russell, Platon, Descartes, Gorgias, Protagoras, Senaca, İmmanuel Kant, Montaigne).
Affan çıktığı bu yolculukta bizleride dahil ediyor. Hakikati bulma ve kendine yeni bir kimlik edinme süresince bir şeyleri değiştirmek için çabalamanın, umut etmeyi elden bırakmamanın, sorgulamanın anlatıldığı muazzam bir eser. Cesaretli ve yürekli bir değişim ve kabulleniş öyküsü. Dehşet, kaos, korku, yaşama isteği, travma, şaşkınlık, öfke, tiksinme ve daha birçok duygu.
Daha önce kendinize "Ben kimim, neden varım, yaşamın amacı ne?" gibi sorular sorarak varoluşsal sancılar çektiniz mi? Eminim bir çoğumuz farklı dönemlerde kendimize bu soruyu yöneltmiş ve yaşamımızı sorgulamışızdır.
Kitapla Kalın.