Romanları desen insanın başını döndürüyor, öyküleri desen varoluş sancısı çektiriyor, şiirsel metni desen başını alıp gitme isteği uyandırıyor insanda.
Ben çok sevdim Yalnızlıklar'ı... Her insan yarası yarasına denk geleni sever ya aslında, Yalnızlıklar'da herkese kendini sevdiren başka bir şey olsa gerek. Zira, evet ben de bunu yaşadım ya da evet ben de bunu düşündüm demeden sevdim onu; bağrıma bastım.
Tutup cümleleri teselli etmek isteyebilir mi bir insan? Sanki o dizeler kanlı canlı karşıma dikildiler de -her yerleri yara bere içinde- teselli etmek bana düşmüş gibi. Her dizeyi tek tek tutup oturttum dizime; sildim yaralarını, sardım. Bir daha kanamasınlar diye de bir şarkı mırıldandım usul usul. ( youtube.com/watch?v=1mqyepP... )
Onlar da benim sırtımı sıvazladı, başımızı salladık bir süre karşılıklı. Hiçbir şey konuşmadan çok şey anlattık o anda. Bir baktım ki içleri içimin aynası imiş meğer. Gittiler sonra, gidişleri hep gelişti oysa... Sözleştik daha sonra tekrar altı çizili cümlelerde buluşmaya, başucuma kondular.