Yedi sene orada talebenin muhabbet hâlesiyle çevrili ve huzûr içinde vazife yaptım. Talebenin umumî alâkası şu tarzda oldu. Serbest seminerler yapabiliyordum. Hoca bir sınıfa girebiliyor, talebe ise serbestçe istediği hocanın dersine gidebiliyordu.
Kimya, fizik, matematik dershaneleri boş kaldı. Talebe edebiyatta olsun, fen'de olsun bizim seminere tehâcüm etti. Anfilere geçtik, talebe ayakta kaldı. Kütüphanede devama başladık, yine istiâp etmedi ve ayakta takip etmeye talebe râzı oldu. Nihal Atsız Bey'in semineri ile bizim seminer hemen bütün mektep talebesini paylaşmıştı.
Bir gün bana olan sevgisini gizlemeye muvaffak olamayan fizik öğretmeni mektep müdîri Bahaddin Örnekol Bey:"Mâhir Bey, sizinle mücâdeleye karar verdik. Bizim lâboratuvarlar bomboş, bu hâl devam edemez." dedi ve gülerek devam etti:" Talebeyi çekeceğiz!". "Resmî emirle gâyet tabiî alabilirsiniz. Fakat gönül rızâsı ile muvaffak olamazsınız." dedim. Hocanın arkadaşları muhâveremizi dinliyordu. "Bir hafta sonra göreceksiniz, nasıl muvaffak olacağız." dedi. Ben:"Bunun imkânsızlığını size arzettim. Maamâfih haftayı bekleyelim." dedim. Ben merak içindeydim. "Mâhir Bey! Gelecek hafta çarşamba günü fizik laboratuvarında sinema başlıyor." deyince akan sular durdu. Hakikaten sinema başladı, bizim seminer talebesi yarıya indi. Ertesi sene ise seminerler kalktı.