Dili bilmek kadar onu kullanmanında ne kadar önemli olduğu Hasan Ali Toptaş’ın kitaplarında fark ediliyor. Öyle ki, cümlelerin içinde sözcükler dans ediyor ve yazar devrik cümleleri yerlerine ustaca yerleştiriyor.. Özellikle Edebiyat’ta “Hat Edebiyatı” diyince akla gelen ilk isimlerdendir.
Farkettiniz mi bilmiyorum. Yazar kitabının başında bir alıntıyla başlamış. Bu alıntı aslında kitabın akışıyla ne kadar uygun değil mi? Tabii bu sorum kitabı okuyanlara veya yazarı tanıyanlara… #alıntı şöyle; “ Bir kez selâmete erdikten sonra, kendine hala canlı demeye kim cesaret edebilir?”
"Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda.Ayrıca, biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah'ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye."
Kitap bu cümlelerle başlıyor. Güldiyar’a annesi bu sözleri tembihliyor. Güldiyar annesinin bu sözlerinden sonra evden çıkıp gidiyor. Döndüğünde saçı başı dağılmış, yalpalayarak kapıda beliriyor. Hızlıca odasına koşuyor Güldiyar… lakin ne annesine, ne babasına kimseye hiç bir şeyden bahsetmiyor. Duvarın köşesinde oturup ağlarken gözünden dökülen yaşların birden taşa dönüştüğünü farkediyor annesi… ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Bu aşamadan sonra kitap bize insanların ne kadar kötü, kör, meraklı ve vurdum duymaz, fırsatçı olduğunu aslında yaşadığımız bu dünya da cennettin de cehennemin de beraberinde olduğunu okudukça net anlatıyor.
Kitabın sonunu yazar açık bırakmış, devamını da okurlar tamamlasın der gibi…. Bana kalsa mutlu bir son yazarım. Ama kötülerin arasında mutlu son yazmak çok güç olsa gerek.. Aslında okuyup, düşündükten sonra bir çok sorunun düşünceye açık olduğunu sonradan anlaşılıyor.