·415 syf.··Beğendi
···Okunma: 08 Eylül 2024 02:17 Spoiler bulunabilir
İhsan ile Suat’ın çatışmasıdır kitap. Akıl, mantık ve düşünce; duygu ve şehvete karşı. Biz bu çatışmayı Mümtaz’ın dünyasıyla izleriz. Kitabın dört bölümünün isminin İhsan-Nuran-Suat-Mümtaz diye ilerliyor oluşu Mümtaz’ın önce ‘’düşünce’’ ile serpilmesi, sonra Nuran ile gerçek duyguyu -Aşkı. Bu duygu olmasa Suat’ı gerçekten anlayamazdı- deneyimlemesi, Suat’la birlikte duygunun önemini görmesi ve son bölümde de bütün bu yaşadıklarının, duygularının ve düşüncelerinin arasında kalmasını anlatmasındandır. İki dünya savaşı arasındaki hayatını bu çatışmalar eşiğinde izleriz. Bunların yanında eserde sık sık Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılması okuyucuyu yorabilir. Bu yüzden muhayyil ve tahayyül gibi kelimeleri bilmenizin okuma zevkinizi arttıracağını düşünüyorum.
Suat şehvetin adamıdır, adeta bir şeytana benzer; İhsan’ın da deyimiyle isyanla doğmuştur, hastadır ve ölmeye mahkumdur. Nietzsche’nin üstinsanını temsil eder ama aynı zamanda tek bir fikrin adamı da değildir. Yine de Mümtaz onun şeytani ve muzip gülümsemesini unutamaz, onu kendi içinden atamaz. Buna karşın İhsan; Mümtaz’ın babası gibidir ve son bölüme kadar bir kurtarıcı gibi anlatılmıştır. Bu bakımdan Ahmet Hamdi’nin fikir babası olan Yahya Kemal’e benzetilir, Mümtaz da bir nevi Ahmet Hamdi’nin kendisidir. Ancak sanatında duyguları savunan Yahya Kemal, her konuda akıl ve mantık ile bir fikir üreten İhsan’la birbirlerinden ayrılır. İhsan kitabın sonunda kendi hastalığını yener ve savaşını kazanır ancak bununla zıt bir şekilde bütün dünya başka bir savaşa sürüklenir.
Kitap bir aşk hikayesidir ve bu aşk İstanbul ile semt semt anlatılır. Bu aşkın uzun uzun betimlenmesinin okuyucunun hoşuna gitmediğini görsem de kanımca bu aşk en güzel şekliyle anlatılmıştır. Her sayfada Doğu ile Batı’nın, yeni ile eskinin, alaturka ile alafranganın, mağrik ile maşrikin savaşımını görürüz. Karakterler İstanbul’un aydınlarından oluşur. Bir arayış içindedirler, aradadırlar. Anadolu’nun problemlerinin farkında olup bu problemleri çözebilmekten acizdirler. Huzura ulaşmak isterler, iç nizama ulaşmaktan uzaktırlar. Yeni bir insan yaratmak, geçmişi unutmak isterler; üzerine basacak bir toprak bulamadan zıplayamazlar. Bu arada kalış durumu devam ettikçe de huzursuzlukları bir türlü geçmez.
Suat’ın etkisinin ve Nuran ile olan ilişkisinin sona ermesinin ardından Mümtaz, İhsan’ın onu anlamadığından yakınır. Kitap boyu kafasında çeşitli fikirlerle dolaşan karakterimiz hikâyenin sonlarında sürekli bir şeyler düşünürdüm artık hiçbir şey düşünemiyorum der. İhsanın fikirleriyle büyüyen karakterimiz kendi içinde duyguların yerini görmeye başlar. Bu açıdan Ahmet Hamdi’nin sanatta hem duygunun hem de fikrin çok önemli olduğunu düşündüğünü hatırlarız.
Günümüz aydın ve köylü ilişkilerini de düşününce Huzur’un ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlayabiliriz. Ahmet Hamdi’nin çözümlemeleri yalnızca kendi dönemini anlatmakla kalmaz, günümüz Türk toplumunun gerçeklerini de gözler önüne serer. Bütün bunları da ele alınca Huzur için ‘’Türk edebiyatının en önemli romanlarından biri’’ ifadesini kullanırsak pek de abartmış olmayız diye düşünüyorum.