Hz. Muhammed'in metodolojisinin insanlık bilincine sunduğu manalar
(sf.482-486)
1. Sözkonusu manaların ilkini, Hz. Peygamber'e ait her eylemi stratejik ve politik açılardan şekillendiren gaye, yani insanı şirk, cehalet ve despotizmin bağlarından özgürleştirmek oluşturur. (...) İlahi makamı, onun işlerin idaresini ve varlığın hükümranlığını kuşatmışlığını, dahası O'nun mutlak büyüklüğünü en güzel şekilde niteleyen "Ayetü'l-Kürsî" bu konuda en güzel örnektir. Kur'an'da bu ayetin hemen peşi sıra da "Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan iyice ayrılmıştır..." (Bakara, 256) ayeti bulunmaktadır. (Eline güç ve yetki geçen yönetici ve hükümdarların keyfilik ve despotluklarının pek çok örnekleri ortada duruyorken) Ulu ve gücü her şeye yeten Allah ise Kur'an!ın en yüce ayetinin peşi sıra büyüklüğüne ve kudretine yaraşır bir şekilde insanlara inanç özgürlüğü hakkı tanımıştır. [sf. 482-483]
2. (...) İktidarı toplumun tamamına ait kılmıştı. İnsanların işleri aralarındaki şûra ile yürütülürdü. Kendi kişisel görüşü farklı olsa bile şûranın sonucu Hz. Peygamber'i de bağlardı. Dahası servet insanların elindeydi; Hz. Peygamber insanların izni olmaksızın malları üzerinde tasarrufta bulunamazdı. (...) [sf.483]
3. Güç dengelerinin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve onlarla ilişki içerisine girilmesi, nebevi politik ve stratejik eylemde en önemli faktördü. Çünkü Hz. Peygamber, metodolojisinde ihtiras, arzu veya tepki verme üzerine kurulu bir düzenleme benimsememişti. Aksine durumu değerlendirmede gerçekçi, plan yapmada işlevselliği önceleyen birisiydi. İşleri olduğu gibi görür, problemlerin özüne inerdi. (...) [sf.483]
4. Hz.Peygamber, siyasi ve stratejik ilişkilerde çatışmaya değil, yönlendirici mücadeleye dayalı yeni bir yaklaşım sunmuştu. (...) Hz. Peygamber çatışmaya alternatif olarak mücadele kavramını getirmişti. İkisi arasındaki fark, mücadelenin düşmanı yıkan veya varlığını ortadan kaldıran bir dönüşüm olmayıp aksine bir etkileşim, baskıya maruz bırakmak suretiyle ve düşmanı hayra ortak olacağı cihete yönlendirme şeklinde kendini göstermesidir. (...) [sf.484]
5. (...) Risâleti (peygamberlik, elçilik ve tebliğ görevini), hedefler ve amaçlar düzeyinde hareketinin genel bir düzenleyicisi kılmış, daha sonra en uygun yol ve yöntemleri kullanarak (yerleşik düzene ve kabile yapılarına müdahale etmemek suretiyle) zaman ile etkileşime girmişti. (...) [sf. 484-485]
6. (İlahi iradenin ve insan sorumluluğunun net bir şekilde ortaya koyan) Vahiy; rehberliğin kaynağı, en yüce yönlendirici, gayenin belirleyicisi ve eylemin sonuca ulaştırıcısıydı. Gerçekleşen hadiselerin peşinden Hz. Peygamber'e nazil olan vahiy onu yönlendirir, doğru olanı gösterirdi. (...) [sf. 485]
Nebevi yönteme gelince; gerçeklikle etkileşim içerisinde olmaktan tamamen sorumluydu. Gerçekliğe dair anlayışından, tahmininden, onunla uğraşından ve bunun sonuçlarından mesuldü. Bu nedenle görevlerini en üst düzeyde yerine getirebilmek için gerekli tüm yollara başvurmuş; ittifaklar kurmuş, ordular hazırlamış, istihbarat ağları yaymış, tepkileri takip etmiş, şair ve hatiplerden oluşan yumuşak güç kullanmış, anayasa, yargı ve şûra sistemleri kurmuş ve tüm bunları planlama ve insan eyleminden oluşan entegre bir bağlamda gerçekleştirmişti. Alınan sonucun tatmin edici olmaması durumunda bundan dersler çıkarıp kusurları gidermiş, sendelemenin yol açtığı yankılardan sıyrılarak yoluna devam etmişti. (...) [sf.485]
7. Yedincisi, Hz. Peygamber'in insan ve plan arasında benzeri görülmemiş bir ilişki kurmuş olmasıdır. Her bireyi planın bir ortağı ve sahibi haline getirdi, bu bireyler kendi rollerinin önemine inanarak ve kişisel iman saikleriyle hareket ediyorlardı. Hiç kimsenin diğeri üzerinde soy, servet ve iktidar yönünden üstünlüğü bulunmuyordu. (...) [sf. 486]