Gönderi

10/10
·152 syf.··
2024 21. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2024 15:10
Herkese selamlar, Necip Fazıl’dan okuduğum ilk eserle karşınızdayım. Tiyatro tarzında yazılmış ve yer yer eski kelimelere de yer verilmiş, okurken düşündüren ve maalesef bazı acı gerçekleri ortaya koymuş bir eser. Bu yüzden ciddi anlamda etkiledi beni. Eserimiz çok sert bir mahkeme başkanının –Reis Bey- annesini öldürdüğünü söylediği bir genci idam etmesiyle başlıyor. Ancak gerçek sonradan anlaşılıyor ki katil farklı biriymiş ve genç adam maalesef işlemediği bir suçun cezasını hayatıyla ödüyor. Bu gerçeğin ortaya çıkmasından sonra Reis Bey’e göre idamlık bir suç olan merhamet, onun hayatına giriyor ve bambaşka biri oluyor Reis Bey. Daha sonra bitirim yeri diye adlandırılan kahvehaneye düşüyor ve vicdan azabı çektiği her halinden belli. Hatta idam ettiği gencin dadısından af diliyor. Kahvehanede bir gün sohbet ederlerken polis baskın yapıyor ve Reis Bey, üzerinde bazı maddeler çıktığı için tutuklanıyor. Reis Bey verdiği haksız idam kararının ardından bir de cezaevine düşüyor ve orada da bazı gerçekleri görme fırsatı oluyor. Tahliye olan Reis Bey’e baro tarafından fahri başkanlık verilse de o bunu kabul etmiyor, “Evladım.” dediği katile veriyor plaketi. Ve cezaevinde çıkan kalkışmayı durdurmak için cezaevine gidiyor. Eserimiz de burada sona eriyor. Yukarıda özetlediğim esere biraz da yorum katmak istiyorum. Ülkemizde şu anda idam cezası denilen aslında ölüm cezası olan ceza uygulanmıyor ki uygulanmaması taraftarıyım. Bazıları karşı çıkabilir, herkesin duygularını çok iyi anlıyorum ama maalesef ölüm cezası geldiğinde bu cezanın hak edene mi yoksa masumlara mı uygulanacağını iyi düşünmek gerekiyor. Hele ki içeride olması gerekenin dışarıda, dışarıda olması gerekenin içeride olduğu bir düzende. Ve ayrıca zamanında kaç tane suçsuz insan adli hatalar yüzünden idam edildi, kaç tane gencecik insan hayatını bu hatalara kurban etti, bunları hiç düşündük mü? İnsanın olduğu yerde hata olur diyen de biziz, bu hataların olacağını bile bile insanlara idam isteriz, nidaları atan da. Şunu unutmamamız gerekiyor: Mahkemeler “Türk Milleti Adına” kararlar verir ve verilen her yanlış kararın vebali bizim boynumuzda. Suçsuz birinin hayatına son veren karardan sonra vicdan azabı duymadan nasıl yaşayacağız, hiç düşündük mü? Yargıçların da insan olduğunu ve toplumdan etkilendiklerini de unutmamamız gerekiyor. Bir anlık hatayla ya da öfkeyle suçsuz insanın hayatına son vermek kolay mıdır? Ölüm cezası gelecekse sıfır adli hatanın olduğu bir sistemde gelmelidir ki bunu da çok mümkün görmüyorum. Nitekim geçen gün başka bir ülkede idam kararı verilen bir kişinin tam 58 yıl sonra suçsuzluğu ispatlandı ve hâkim “Özür dileriz.” dedi. Çok acı ama gerçekler bunlar, o yüzden idam olarak adlandırılan cezaya karşıyım. Bu duygularla ve düşüncelerle herkese bol kitaplı, kahveli/çaylı günler diliyorum.
1000Kitap
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,8bin okunma
··
1.468 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Kenan evreni hatırlattı. 12 Eylül sonrası Bir sağdan bir soldan aştık derken anlamadık. 13 Eylül günü neden ölen olmadı!!!. Kısaşta hayat vardır ne demek? «Kısasta hayat vardır» sözü, gerçekten dikkate değer bir ifadedir. Zira kısas tatbik edilirse bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin yaşaması sağlanır. Çünkü cezasının ölüm olduğunu bilen kimse, bu suçu işlemeyecektir. Sizin için bu eşitlikte hayat kurtarma vardır, ey akıl sahipleri, böylece korunursunuz. Bakara s.179