Serhad şehirlerimizin başını çeken Gazi Kars'ın destansı tarihini üç farklı dönemde işleyen Kanlı Sarık isimli piyes, Üstad Necip Fazıl'ın eşsiz betimlemeleriyle okuyucuyu adeta o günlere götürüyor, işgallere karşı direnerek zafere ulaşan Müslümanların sevinçlerine ortak ediyor.
Konusunu bilmeden okumaya başladığım bu piyesin henüz başlarındayken hiç hesapta olmayan bir şekilde Kars'a gitmem gerekti ve kalan kısmını Gazi Kars'ta okuyarak o atmosferi birkaç adım fazladan soludum.
Defalarca gittiğim Kars Kalesi, Kümbet Camii(eski 12 Havari Kilisesi), Evliya Camii ve Ebu'l Hasan el-Harakânî Hazretleri'nin kabrini, Rus İşgali'nden kalma tarihi binaları piyesten okumak çok daha heyecan vericiydi.
Es geçilemeyecek bir gerçek ki mimarinin yanı sıra kültürel anlamda da işgalin izleri görülebilmekte. En azından eski ve yeni açılan kafelerin, kahvehanelerin, dükkanların isimlerinde hep Ruslara bir atfın bulunması nostaljik görünse de, Ruslarla güzel anıları olmayan Gazi Kars için çok da hoş hislere sebep olmasa gerek.
Kars'ın Kurtuluşu'nda cihad etmiş 90'lık İhtiyar Timsal ile 45'li yaşlardaki tarih profesörü Fraklı Adam çevresinde bir film şeridiymişçesine işlenen hadise, Türklere Anadolu'nun kapılarının Kars üzerinden açılması, Rusların Kars'ı işgal etmesi üzerine kazanılan 1855 Kars Zaferi ve en sonunda yine 40 yıllık bir işgalin ardından Doğu Cephesi Komutanı ve Kars Kartalı lâkaplı Kazım Karabekir Paşa'nın öncülük ettiği 30 Ekim 1920'de elde edilen zaferle Kars'ın bir kez daha İslam'ın esenliğine ulaşmasını anlatan üç ayrı evrede işlenmiştir.
Ayrıca Osmanlı Devleti'nin, ülkenin en önemli noktalarından birinde bulunan Kars'ın sağlama alınmadan farklı taraflara yönelmesi de "Doğu meselesi çözülmeden ve arkada tam bir dayanak sağlanmadan Batı'ya yüklenilmekte...Kars unutuluveriyor. Doğu'nun İslâm Birliği Dâvasında en azgın tezat unsuru İranlı da gelip, tepeden inme bir baskınla Kale'yi yıkıyor, yerle bir ediyor.(Durak) Yükselme Devrinde bile kendi hâline bırakılan öksüz Kars!.." sözleriyle tenkid ediliyor.
Piyeste Kars'ın kurtuluşunda maddi ve manevi büyük emeği olan, hâlen de maneviyatının şehrin üzerinde bulunduğuna inandığımız, Altın Silsile'nin 7. halkası Nakşibendi şeyhi Ebu'l Hasan el-Harakânî Hazretleri'nin kerametleri de adeta konuşturuluyor.
Kars ve kurtuluşundan bahsederken Ebu'l Hasan el-Harakânî Hazretleri'nden bahsetmemek mümkün olmaz tabi.
Son olarak piyesten bir bölüm:
Anadolu'nun ilk fetih ve Batı'ya doğru hareket kapısı Kars, ondan sonra, Türk'ün Doğu yönünde çıkış ve göç yolunu tutuş kapısı olmalıydı. Halbuki her cinsten düşmanın giriş ve Türk'ü arkasından toslayış kapısı olmaya mahkûm kaldı.(Uzunca durak...) Böylece Kars, Türk'ün taarruz devri kapanıp müdafaa çığırı açılırken anlaşılmaya başlayan mânasiyle, kundaktaki çocukların taş diye üst üste yığıldığı bir durdurma seddi olmaktan ileri geçemedi.(Durak) Tarihî felâketlerin de bütün vebalini tartan bir terazi, Türk'ün imtihan meydanı olmak nasibinden hiç ayrılmadı. İşte, olanca büyüklüğü burada Kars'ın!..
Bütün Türk vatanında, çilesiyle şerefi atbaşı giden böyle bir nasibe malik ikinci bir diyar gösterebilir misiniz?
Necip Fazıl KısakürekKanlı Sarık
Kanlı SarıkNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 2007700 okunma