Wilkie Collins 'den daha önce çok sevdiğim bir eser olan Beyazlı Kadın 'ı okumuştum. En sevdiğim eserlerin arasına girmişti ve nasıl başladım nasıl bitirdim anlamadığım, akıcılıkta tavan noktada olan, konusuyla ve merak uyandırıcılığıyla, gerilimli ama bir o kadar yumuşak masal gibi bir dille anlatılan sahneleriyle hayran kaldığım bir kitap olmuştu. Yazarın dili ve tarzı diğer okuduğum hiçbir kitaba fazla benzemiyordu. Yazarın genel tarzı polisiyeyi çok gerilim yapmadan, her karakterin gözünden önemli olaylarla anlatmak ve anlatırken de sanki okuyucuyla konuşurmuş gibi bir üslup kullanmak.
Bu esere de oldukça büyük beklentiyle başlamıştım. Çok büyük bir gizem ve beyazlı kadın eseri gibi akıcı, yumuşak, merak uyandıran bir eser olacağını düşünmüştüm. Ancak beklentilerimi karşılayamayan bir kitapla karşılaştım diyebilirim.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Savaş ganimeti olarak İngiltere'ye getirilen paha biçilmez Hint elması 'Aytaşı', on sekizinci yaş gününde Rachel Verinder'e hediye edildiği gece ortadan kaybolur. Kuşkular kambur hizmetçi kızın, Rachel'in kuzeni Franklin Blake'in esrarengiz üç Hintli hokkabazın, hatta Rachel'in kendisi üzerinde toplanmıştır.
Soğukkanlı dedektif Çavuş Cuff çağrılır ve Robinson Crusoe okumaya meraklı, çok bilmiş kâhya Beteredge'in yardımlarıyla kayıp elmasın sırrı aydınlatılır.
İngiliz edebiyatının ilk polisiye romanı olarak kabul edilir.
Genel hatlarıyla yazarın dili önceki kitaplarındaki gibiydi. Okuyucuyla konuşur gibi, okuyucuyu da sahneye alan ve bir birey olarak düşünen, dost sohbeti gibi bir dil. Ancak bu eserinde hiç akıcı olmadığını söyleyebilirim. Baştan sona kadar yazarın tanıdık dilini görsem ve hissetsem de sanırım konunun kısırlığı, gereksiz fazla detayla betimlemeye çalışılması, beni inanılmaz sıktı.
Sanki öylesine yazılmış bir eser gibi geldi baştan sona. Konu hem çok gereksiz, olaylar hem merak uyandıramayacak kadar sıradan ve sıkıcıydı.
Aytaşı çalınıyor ve saha sonrasında bu gizem çözülmeye çalışılıyor ama o kadar gereksiz yönlere savruluyor ki eser, sanki yazar sürekli bir şey denemiş, hikayeye başka yön vermek istemiş ama başaramamış gibi geldi bana. Eseri heyecanlı kılmaya çalışırken bir olay ortaya çıkarıyor ve başaramıyor, daha sonrasında çok saçma bir şekilde o olayı kapatıyor.
Beyazlı kadın eseriyle çok sevdiğim bir polisiye yazarı olmayı başarsa da bu eseri benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Hem çok fazla sayfa vardı bence, hem de gereksiz fazla detay vardı. Sanki 100 sayfayla bitirilebilecek bir eserken kitaba ne yön vereceğini bilemeyen yazar tarafından 540 sayfa olmuş gibiydi.
Karakterlerin hiçbirini benimseyemedim, hiçbirinin aktarımını sevemedim. Karakterler hakkında verilen gereksiz detaylarla da eserin ana konusundan saptığını düşünüyorum.
Mr. franklin , Mr. Bruff ve Rachel dışında hiçbir karaktere ısınamadım sanırım. Bu üç karakter oldukça samimi anlatılmıştı ama yine de tam bana geçmedi sanırım. Mr. Franklin'in kitap boyuncaki hiçbir şeyi algılayamadan etrafta gezinmesi beni sinir etti ve Rachel karakterinin başta tam aktarılamadığını düşünüyorum. Bu urum da eserin devamında o karaktere ısınamama sebep oldu. Rachel ve Mr. Franklin'in arasındaki aşk ise hiç bana geçmedi. Eserin temelini oluşturan ve güzel bir yöne gidebilecek olan bu aşk daha güzel aktarılsın isterdim.
Rachel ve Franklin'in arasındaki o sonradan nefrete dönüşen aşk da gizem yapılmaya çalışılmıştı ama yine bana tam geçmedi, merak edemedim.
Bence eserin genel sıkıntısı en baştaki 200 sayfanın tam olarak okuyucuya verilememesi. Çok fazla detaylandırıyım derken yazar saçma bir hale sokmuş eserin başını ve okuyucuyu eserin dışında , karakterlerin dışında bırakmıştı. Bu nedenle baştaki gizemi merak etmiyor ve karakterleri özümseyemiyorsunuz. Bu da eserin devamını etkiliyor.
Sonu da aynı şekilde beni hiç etkilemedi maalesef. Zaten böyle bir son bekliyordum , yapılmaya çalışılan şaşırtmalar da açıkçası çok geçmedi bana ve etkilenmedim de. Yazar sanki nasıl bitireceğini bilememiş, eser o kadar dallanıp bulandırmış ki ne yapacağını şaşırıp böyle bitireyim, kolay olur demiş gibiydi. Olayı sarhoşluk haline bağlamak,, bilinç dışı bir sonuca bağlamak, klasik borçlu karakterin kötü bir karakter haline gelmesi, saçma afyon deneyiyle tıpa gönderme yapmak bana çok basit ve polisiye tarzında olan bir esere yakışmayacak gibi geldi. Özellikle çok sevdiğim beyazlı kadının yazarı olan bir yazardan böyle bir polisiye eser bitirişi beklemiyordum. Fazla amatörce ve fazla sıradan, basit bitirilmiş, merak uyandırmamıştı.
Yazarı bu eserle tanımamanızı öneririm. Beyazlı Kadın eseri çok ama çok güzelken bu eseri fazla sıradandı. kesinlikle o eserini okuyun önce. Bu eserine de şans verebilirsiniz ama kesinlikle önereceğim, aklımda kalan bir eser değildi benim için.