·454 syf.····Okunma: 03 Eylül 2024 00:00 Güvenlik nedeniyle ailesinden uzakta, gözetim altında yetiştirilen 19 yaşındaki prensesimiz Kelsea'nin ezilen halkına karşı kendini sorumlu hissederek, komşu ülke ve onun cadı kraliçesinin boyunduruğundan çıkmanın yollarını arayarak büyümesine, gelişmesine tanık oluyoruz. Bu yolculuğunda safir bir kolyeden yayılan, kimsenin anlamadığı büyü gücünün de ilk evrelerini izliyoruz. Kitap bittiğinde sihirin nereden geldiği ya da neye yaradığına dair pek bir şey öğrenememiş oluyorsunuz. Bir üçleme olan serinin ikici kitabında biraz daha fazla bilgi sahibi olabilmeyi umuyorum çünkü bu hali ile ilgi çekmenin aksine sıkıcı bir detay gibi.
Kelsea'nin babasına dair bir bilgi olmadığı gibi spekülasyon da yok. Hiç mi dedikodu yapılmıyor bu ülkede :) Annesini sinik, ezik bir karakter olarak sık sık anlatıyorlar ama.
Hikayenin tarihsel zamanı ve dünyası yaşadığımız dünyaya referanslı gibi. Amerika'dan yola çıkıp, Crossing olarak anılan bir göçten bahsediliyor mesela. Tıp, silah teknolojisi gibi alanlarda Amerika'nın gelişmiş olduğunu ancak barışçıl olunabilmesi için medeniyetin bu avantajlarını arkasında bırakmış bir toplum hikayesine odaklanılmış. Tabi kötülüğün olduğu yerde bu Crossing öncesine ait teknolojinin kullanıldığı anlaşılıyor.
Kelsea, etrafındaki saray muhafızları ve onu tahta uzanan yolculuğunda kesin bir ölümden kurtaran yasa dışı bir çetenin başındaki yüzü maskeli Fetch'den başkasına güvenmezken, bir çok defa ölüm tehlikesi atlatıyor, yaralanıyor ama köle olarak Mortmesne'ye götürülmek üzere gizlice kaçırılan köylüleri kurtarmak için operasyona şahsen katılmaktan da geri durmuyor. Ülkenin içine bir ağ gibi yayılmış Mortmesne casusları ve yandaşlarını defetmek, Tearling köylülerinin Mortmesne'ye köle olarak gönderilmesini engellemek ve halkın refahı ile gelişimini tesis etmek Kelsea'nin ilk hedefleri.
Henüz iştahla okumaya devam ettirecek kadar içime işlemedi ama hikayenin gidişi güzel şeyler vaad ediyor gibi. İkinci kitaptan sonra tekrar değerlendiririm.