·280 syf.····Okunma: 01 Ekim 2024 00:00 Yılanların Öcü, 1940-1960 dönemi Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi anlayışla yazılan önemli romanlarından biri. Yazar bu romanı 1954’te yazmıştır fakat roman 1958’de yayımlanmıştır. 1962 yılında Fakir Baykurt tarafından yazılmış ön sözde de kitabın yayımlanmasından sonra yaşanan sıkıntılar anlatılmış. Kitabın müstehcen olduğu ve sol propaganda yaptığı yönünde kovuşturma açılmış. Hatta Meclis’te dahi kitap hakkında tartışmalar yaşanmış. Bu zaman zarfında Fakir Baykurt öğretmenlikten de uzaklaştırılmış.
Bunları başlangıçta söyleme sebebim, romanın bir derdinin olması. Baykurt köy enstitüsünde eğitim görmüş bir öğretmen. Hem aldığı eğitim hem yaşadığı coğrafya insanları yakından gözlemlemesinde etkili olmuş. Anlattıkları hayatın içinden, gerçek kesitler. Kendisi de Burdur-Yeşilova doğumlu. Romandaki mekân da Burdur ilinin, Yeşilova ilçesinin, Karataş köyüdür. 50’li yılların Türkiye’sinde geçen gerçek bir hikâyedir anlatılan. Yazar, bu romanı kaleme aldığında sadece 28 yaşındaymış, bu da oldukça dikkat çekici.
Yılanların Öcü bir üçlemenin ilk kitabı. Irazca Üçlemesi ya da Yılanların Öcü Üçlemesi olarak da anılıyor. İki kez filmi de çekilmiş. Birini çok eskiden izlemiştim ama pek hatırlamıyorum. Fırsat bulursam tekrar izlemek istiyorum.
Sizlere romanı uzun uzun özetlemeyeceğim. Oldukça akıcı ve basit bir olay örgüsüne sahip. Ama illa özetlemek gerekirse; yoksulu ezmek isteyen, parasına güvenen, onu âdeta aptal yerine koymaya çalışan kurnazlarla -ya da yılanlarla diyelim-, saf köylünün çatışması anlatılıyor diyebiliriz. Kara Bayram ve ailesi hikâyenin odak noktası. Bu kendi hâlinde kıt kanaat yaşamaya çalışan ailenin köy içindeki evinin önüne köyün ileri gelenlerinden bir adam ev yaptırmak ister. Muhtardan ev için yer satın alır, bu yer de Kara Bayramların evinin tam önüdür. Köy içerisinde kimsenin evinin önünde başka bir ev yokken yeni ev için Bayram’ın evinin önü satılmıştır. Bütün çatışma unsuru da bu ev üzerinden ilerler. Evi yaptırmak isteyen Haceli ile evi yapmasını engellemeye çalışan Kara Bayram ve ailesinin çekişmesini okuruz. Özellikle Bayram’ın anası Irazca, Bayram’dan daha çok mücadele eder ve bu duruma isyan eder.
Toplumcu gerçekçi romanlarda çatışma unsuru genellikle köylü-ağa, köylü-muhtar, köylü-bey çatışması şeklinde ilerler. Burada da özellikle muhtarın tutumu olayları içinden çıkılmaz bir hâle getirir. Kendini devlet gibi gören, istediği her şeyi yapabileceğini düşünen, menfaati icabı haksız olanı desteklerken haklıyı zor durumda bırakan ancak köye kendinden daha nüfuzlu bir yönetici gelince de tir tir titreyen bir muhtar tipinden bahsediyoruz. İşler tam içinden çıkılmaz bir hâle geldiği sırada köye gelen kaymakam da muhtarın karşısına bir çatışma unsuru olarak çıkar. Astığım astık kestiğim kestik diyen muhtara âdeta ‘‘Deveden büyük fil var.’’ diyen bir kaymakam çıkar.
Dönemin şartları zordur. Köyden şehre gidip mahkeme kapılarına varmak, dilekçeler yazdırmak, bürokrasiyle uğraşmak zordur. Haklı olan haklılığını ispat etmek için kara kara düşünür; haksızlarsa pişkin pişkin ortalıkta dolaşır. Bir dönemin -belki de sadece bir dönemin değildir- gerçeği de işte budur.
Ben okuduğum kitapların isimlerine de özellikle dikkat ederim. Romanın adı Yılanların Öcü ama kim bu yılanlar? Romanda zaman zaman ortaya çıkan gerçek yılanlar var ancak bir de iki ayaklı yılanlar var. Her fırsatta sokan, karşısındakinin zayıf bir anını kollayan yılanlar. Muhtar ve Haceli işte bu yılanlardan bazıları ve sürünen yılanlardan belki de daha tehlikeli olanları. Seriye ikinci kitapla devam edeceğim. Yılanlar daha neler yapacak, şu an bilemiyorum ama anladığım kadarıyla boş durmayacaklar.
Romanın üslubuyla ilgili de bir şeyler söylemek isterim. Toplumcu gerçekçi anlayışın en temel özelliklerinden biri de kahramanları ağız özelliklerine uygun konuşturmaktır. Romanda benim anlamını bilmediğim birçok yöresel ifade, fiil vb. vardı. Bir süre sonra kitabın sonunda bu kelimelerle ilgili minik bir sözlük olduğunu fark ettim. Belki bağlamdan o kelimelerin hangi manada kullanıldığını anlıyorsunuz ama zaman zaman da bir kaynağa başvurma ihtiyacınız oluyor. Bu vesileyle birçok yöresel kelime öğrenmiş oldum.
Yazarın samimi ve yalın bir üslubu var. Bu samimiyetle birlikte yer yer argo hatta küfür görüyoruz. Başta bahsettiğim kovuşturmaya sebebiyet veren müstehcenlik, belki de günümüz romanlarında komik karşılanır ve müstehcenlik dahi kabul edilmez. Yine de rahatsız olabilecek okurlar vardır, saygı duyarım. Yalnız Fakir Baykurt’un da dediği gibi orada kullanılan müstehcenliğin amacı köy gerçeklerini yansıtmaktır. Toplumcu gerçekçi bir yazar, kullandığı dil de dâhil olmak üzere kahramanlarının eylemlerini noktasına, virgülüne dokunmadan aktarabilmelidir. Bence başarılı olabilmesinin anahtarı da budur. Aynı tavrı dönemin diğer büyük toplumcu gerçekçi yazarları olan Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Kemal Bilbaşar gibi isimlerde de görüyoruz.
Üçlemenin tamamını okumayacak olsanız dahi ilk kitabı okumanızı tavsiye ederim. Argo ve küfür ile müstehcenlik konusuna bir mim koyarak tavsiye ediyorum tabii. Yayınevinin de imla ve noktalama konusundaki hassasiyeti dikkatimi çekti. Yazarın tercihine bağlı olarak günümüzden farklı birkaç kullanım vardı. Onu da özellikle belirtmişler. Kusursuza yakın bir baskı olduğunu söyleyebilirim. Uzun zamandır bu kadar hatasız bir kitap okumamıştım, teşekkürler.