Ekmek Arası, Charles Bukowski ile ilk tanışmam oldu ve bu yüzden oldukça şanslı hissediyorum kendimi. Kitaba benden önceki okurların övmesiyle beraber merakım gittikçe artmıştı. Sonunda okuyabildim… Yazarın zorlu yaşamını öğrenince böyle bir eserin ortaya çıkmasına hiç şaşmamalı.
Henry Chinaski adında bir karakterimizin iki yaşından başlayıp üniversitenin sonuna kadar olan yaşamına takınlık ediyoruz. Oldukça soğuk ve alışılmışın dışında bir karakter. Aslında okurken bir ara Hakan Günday’ın Kinyas’ı veya Kayra’sı geldi aklıma. Oldukça umutsuz, amaçsız, sevgisiz… Kitabın sonunda mutlaka bir olay patlayacak beklentisi sardı beni sürekli. Sonundan tatmin olmadım diyebilirim ama yazar, en azından kendi karakteri için istediği sonu yazmış gibi. Yoksulluk teması üzerinde fazlasıyla durmuş ama gerektiği kadar hissettirememiş denebilir. Sürekli yoksul bir aile tablosu ama yaşantı olarak pek öyle görünmüyor ne yazık ki. Karakter için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Yine de çok severek okuduğuma eminim. Yoksulluk Ekmek Arası ile ilgili güzel bir alıntı eklemeden bitirmek istemiyorum.
“Çoğumuz yoksul ailelerden geliyordu, kötü besleniyorduk, ama bir şekilde devler gibi gelişmiştik. Ailelerimizden çok az sevgi almıştık, kimseden sevgi ve şefkat beklemiyorduk. Gülünçtük ama kimse yüzümüze gülmeye cesaret edemiyordu. Çocuk olmaktan sıkılmış, çok çabuk büyümüştük sanki.”