·412 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Ekim 2024 00:00 ‘Hapsolduğu ağdan kurtulup özgürleşen hayat diye bir şey yok: Hayatın kendisi o ağ, insanları yerli yerinde tutuyor, olayları anlamlı hale getiriyor. Kısıtlamaları paramparça edip anlamsız bir varoluşu sürdürmek mümkün değil. İnsanlar, başkaları olanaksız kılıyor bunu. Fakat başkaları olmasa hayat da olmaz. Yargılama, kınama, düş kırıklığı, çatışma: İnsanlar birbiriyle bağını bu araçlar sayesinde sürdürüyor.’
.
İki kardeş: Ivan ve Peter; üç kadın: Margaret, Sylvia ve Naomi. Beş ayrı kişi, tek hikaye.
.
Bir ölümle açılıyor İntermezzo. Ivan ve Peter babalarını kaybediyor. İşte çözülmenin başladığı an. O güne değin tutkal görevi görenler erimeye başlıyor. İçlerinde tuttukları sessiz bir kavgaya tutuşuyor. Yanlarında kim ve ne varsa da bu fırtınanın içine çekiliyor.
Sally Rooney yine bugünü anlatıyor. Çoğumuzun içinden geçenleri. Diğer kitaplarında yaptığını İntermezzo’da da yapıyor: dürüst oluyor ve karakterlerini dinliyor. Bırakıyor onları, başlarına gelenleri anlatsın tüm çıplaklığıyla.
Rooney büyük bir şey mi yapıyor? Hayır.
İki erkeğe de kızıyoruz, her ailenin mutsuzlukları ayrı, zaten biz bunu Tolstoy’dan biliyoruz. Yas, ebeveynlik, kardeşlik, ikili ilişkiler, çevreye yansıtılan maskeler, klişeler ve dayatmalar da geliyor peşi sıra. Bunlardan da söz ediyor Rooney.
Aynı konuları tekrar tekrar önümüze mi koyuyor peki? Kısmen. Aynı şeyleri dinlemeyi sevenler için bu neden kötü bir şey olsun ki?
İntermezzo’ya vurulmadım ama sevdim. Bazı yaralarıma dokunduğu için. Yaşıtım Sally Rooney yaşıtım acı ve mutluluklardan ses ettiği için.
.
Begüm Kovulmaz çevirisi, Lizzy Stewart kapak illüstrasyonlarıyla ~