Bir mite göre başlangıçta bütün insanlar aynı dili konuşurdu. Bir zaman sonra tanrılara ulaşmak için yüksek bir kule inşaa etmeye başladılar. Ancak bu durum tanrının hoşuna gitmedi. Yeryüzüne inen tanrı insanların birbirini anlamaması için dillerini karıştırıp onları dünyanın dört bir yanına dağıttı. Bu olaydan sonra kurulan bu kent kargaşa anlamına gelen Babil adıyla anılır oldu.
Haşhaş Savaşı üçlemesiyle tanıdığımız K. F. Kuang’ın 2022 yılında çıkan kitabı Babil, geçtiğimiz günlerde ülkemizde de okurlara sunuldu. Nebula ve Locus gibi önemli ödülleri kazanan Babil’in çevirisi Güneş Becerik Demirel’e ait. Fantastik türde yazılan eser Karanlık Akademi altkültürü ile tanışmamı sağladı.
1830’lu yıllarda geçen Babil ile alternatif bir İngiltere’ye konuk oluyoruz. Tarihin gördüğü en büyük devletlerden biri olan Britanya İmparatorluğu, bu gerçeklikte de sömürü düzenini sürdürmeyi ve genişletmeyi planlıyor. Gümüşe ve dile hakim olanın güçlü olduğu bu ortamda gücün merkezi Oxford şehrindeki Babil Kulesi. Gümüş külçelerine dillerin sihrini işleyen akademisyenler gündelik hayatı etkileyen basit işlerden, bir savaş gemisinin okyanus ötesine olan yolculuğuna kadar her şeyi kontrol ediyor. Gümüş külçeleri uzak diller arasındaki bağlantılar kullanıldığında daha güçlü çalıştığından akademiye farklı milletlerden öğrenciler kabul ediliyor. Kurguyu taşıyan karakterlerin birçoğu da gelişmesi engellenen, kaynakları sömürülen ülkelerden geliyor.
Kullandığımız kelimelerin farklı dillerdeki kökenleri ve bağlantılarını zengin dipnotlar eşliğinde bizlere aktaran eser, emperyalizm, kölelik, ırkçılık, adaletsiz toplum, din gibi konuları incelikle işliyor. Babil’in toplumun farklı kesimlerine mensup karakterlerin bakış açılarını ve geçirdikleri değişimi anlatmakta oldukça başarılı olduğunu düşünüyorum.