Her satır her bir harf içtenlikle yazılmış... Şükrü Erbaş'tan dökülen her bir harfi omzuma yükledim. Yüküm o kadar ağırlaştı ki kelimelerin altında kalmaktan korktum. Harfleri tek tek döktüm yere, onun gibi düşünmeye çalışıp harfleri sıraya dizdim, kelimeleri biçtim, şekil verdim; onun kadar olmasa da bende uyandırdığı hisleri döktüm satırlara:
SENSİZLİK
Arşın arşın atılmış her bir adım,
aralıksız alınan soluklar;
Durmaksızın atan bu kalpler
ve saniyelerin dakika,
dakikaların bir akrep oluşu
habercisi oluyor sensizliğin...
Güneşin tüm heybetiyle doğuşu
ve o heybetten geriye batışı,
Ayların bir bir bitişi,
mevsimlerin artık düzensiz ilerleyişi,
İlkbaharda çiçeklerin açışı,
sonbaharda solan yaprakların dökülüşü,
Sensizliğe açılan bir yıl daha oluyor
kendi içinde...
Sensizlik:
Ne araya dağların girmesi,
Ne için için nefret,
Ne günbatımı bir akşamda,
Ne kış,
Ne karanlıktan kaçış,
Ne de uykusuz gecelerin sabahı;
İnsanın bir yok oluş macerasıdır sensizlik...
Cam bardağın düşüşüyle
etrafa saçılan cam kırıkları gibi dökülen gözyaşlarını
buruk bir kalp gibi biriktirmesi,
Nice yaşayanlar içinde
payına düşen gölgelere dalıp dalıp gitmesi,
İnsanın şiir yazacak kimsesinin kalmaması sensizlik...
Sensizlik; kendi çapında küçük bir ölüm,
beklenmedik bir sarsıntı,
için için yaşanmış bir deprem gibi yıkıcı,
ansızın beliren düşlerin bitmeyen acısıyla süregelen bir sürgün...
Fakat ben bu sürgünde
bir rüzgâr esintisinin bir bulut ağırlığı kadar kulaklarda uğuldaması,
Bir mavini gökten uzak denize yakın güneşle birlikte susması,
Bir nergisin
yazdıklarımın ağırlığı altında kuruması kadar bıraktığın boşlukta
her detayını bogum bogum işliyorum urganıma...
Yûnus F.