Puan vermedi·264 syf.····Okunma: 10 Ekim 2024 12:39 Seçim Serisi, türünden dolayı hemen ilgimi çeken bir seriydi. Fakat başlamadan önce 'distopya ve romantizmin harmanlanması nasıl olabilir ki?' diye düşünmedim de değil. Ama okuduktan sonra gördüm ki yazar iyi bir iş çıkarmış bu konuda.3.Dünya Savaşından sonra yıkılan bir Amerika ve üzerine kurulan Illea ülkesinde geçiyor hikaye. Ülke monarşi ile yönetiliyor ve 8 farklı sınıf bulunuyor.Saray hayatı ise fazlasıyla tanıdık fakat bazı farklar da yok değil. Aslında sanırım kitapta takıldığım bir konu bu saray hayatıydı. Saray ve teknolojiyi bir arada bir türlü hayal edemedim. Geleceği anlatan bir kitapta gayet mantıklı gibi duruyor ama düşünsenize, televizyona veya uçağa sahip olan bir krallık neden bilgisayara sahip olmaz? Neden mektup yerine mail veya telefon kullanılmaz ki? Üstelik kesinlikle daha hızlı olacağından da eminim.Her neyse bu konuyu bir yana bırakarak, serinin genel konusuna değinmek istiyorum elimden geldiğince;
Saraya ve kraliyet ailesine uygun bir prenses bulmak için binlerce kız içinden seçimler yapılıyor ve bu sayı 35'e düşürülüyor. Seçilen 35 prenses adayı yarışlarına sarayda başlıyor. Prens Maxon her prenses adayı ile ayrı ayrı zaman geçirip, onları tanımaya çalışıyor ve prensesini bulmaya çalışıyor. İşte o adaylardan biri de 5 sınıfından bir sanatçı olan, ailesi ve 'sevgilisinin' zoruyla seçim için form doldurmuş ve ilk 35'e seçilmiş America Singer. Anlaşıldığı üzere America'nın, prenseslikte veya Prens Maxon'da kesinlikle gözü yok. Her şey biraz zorlama biraz da şans eseri gerçekleşiyor onun için. Tabi sevdiceği Aspen'e olan kırgınlığı ve kızgınlığını da unutmamak gerek. Aspen ise 6'lara dahil, America'nın ilk ve tek aşkı.America daha saraya geldiği ilk günden Maxon'a tavrını koyuyor, kalbinin başka bir yerde olduğunu fakat isterse Maxon'a iyi bir arkadaş olabileceğini belirtiyor. Maxon ise bunu kabul ediyor fakat içten içe daha fazlasını da istiyor ve bunu ara ara belli etmekten kendini alamıyor. Zamanla birbirlerini tanıyorlar ve daha da yakınlaşıyorlar. Mer'in aklı hala ilk aşkında ama Maxon'ı da göz ardı edemiyor diğer yandan. Seride sürekli gel gitler yaşadığını da görüyoruz zaten. Bir nevi kendimizi bir aşk üçgeni içinde buluyoruz diyebilirim. Ama bu olay seri boyunca beni boğmadı desem yalan olur. Özellikle Mer'in sanki kendisini korumaya almak ister gibi hem Maxon'a hem de Aspen'e umut vermesi ciddi kızgınlıklarımdan biriydi. Kızların sayısı azaldıkça ve Maxon farklı adaylarla yakınlık kurmaya başladıkça America duygularının yoğunluğunun farkına varıyor ama yine de Maxon'a açılmak yerine hep ortada durmayı tercih ediyor. Bu durumda bazıları Maxon'a kızabilir ama onun açısından olaya bakınca gayet makul görünüyor. Sonuçta kendisi için en uygun kim ise onu seçmeli ve Mer sürekli bir nötrlük içinde. Eh hal böyle olunca America 'eğer beni seçmezse' diye düşünüp diğer elinin altında Aspen'i tutuyor ona umut veriyor falan. Cidden sinirlerime fazlasıyla dokunan bir durumdu. Tüm seri boyunca America Aspen'le iken ya yakalanırsa kaygısı duymam da ayrı bir ironi tabii. America'nın tüm bu kararsızlıklarını ve 'eğerlerini' bir yana bırakırsak, seri ara ara sıksa da gayet iyi ilerledi ve final yaptı.Fakat seri sadece bu üçlüden oluşmuyor tabi ki. Seçim Serisinin dördüncü ve beşinci kitabında olaylar America'nın seçime katılmasından yirmi yıl sonra gerçekleşiyor.America ve Maxon'ın kızı prenses Eadlyn Schreave bakış açısından anlatılıyor. Kitapta Eadlyn'in kendi için gerçekleştireceği seçim söz konusu ve seçilen 35 prens adayının içinden gerçek aşkını bulması gerekiyor.