Puan vermedi·538 syf.····Okunma: 10 Ekim 2024 00:38 36. Hafta - 36. Kitap
2024 yılının 36. kitabı psikanalist Clarissa Pinkola Estes’in Hakan Atalay çevirisiyle Ayrıntı Yayınlarından çıkmış Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitabıydı. Elimdeki 2021 baskısı.
Yazar kitabı kadınlar ve kurtlar arasındaki, yaptığı araştırmalar sonucu keşfettiği, benzerlikler üzerine temellendirir. Bu benzerlikler her iki türün de sahip olduğu keskin duyular ve sürülerine olan hâkimiyetleri gibi vahşi yaşam içerisinde hayatta kalabilmelerini sağlayan özelliklerdir. Bu düşünceye göre vahşi kadın, dişil ruhtur, dişiliğin kaynağıdır. “Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir.” (s.25)
Kitap yazarın dünyanın dört bir tarafını dolaşarak bulduğu, on altı bölüm halinde incelenen, mitolojik hikâyelerden oluşur. Bu hikâyeler “avlanma”, “kendini korumak”, “evin yolunu bulmak” gibi temalar etrafında toplanır. Temaların her biri kadınlığın farklı bir yönünü temsil eder.
Kadınlar ve kurtlar arasındaki önemli bir özellik de vahşi yaşamın içinde ötekileştirilmiş ve yok sayılmış olmalarıdır. Bu onların gerçek doğalarını yitirmelerine, farklı bir forma dönüşmelerine neden olur. Ama kadın bir şekilde doğal formuna geri dönmek zorundadır. Çünkü böyle yaşaması kendine ihanet etmesi anlamına gelir. Kadının kendini bulması için gerekli olan güç kendi özünde zaten mevcuttur. Sadece bu gücü yeniden dışarı çıkarabilmek, asıl hikâyesini bulabilmek için çaba harcaması gerekir.
Aslında kitabın önsözü tam olarak özet niteliğindedir. “Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür arzudan utanç duymamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın'ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hâlâ varlığını sürdürmekte. Nerede olursak olalım, arkamızda tırıs giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.” (s.13)
"Kadınlar onu yitirip tekrar buldular mı, ne pahasına olursa olsun korumaya uğraşırlar. Tekrar ele geçirince onu korumak için çok çetin savaşlara girerler, çünkü onunla birlikte yaratıcı hayatları çiçek açar; ilişkileri anlam, derinlik ve sağlık kazanır; cinsellik, yaratıcılık, iş ve oyun döngüleri yeniden kurulur; artık başkalarının yıkıcılıklarına hedef olmazlar; doğanın büyüyüp serpilme yasaları nezdinde eşit haklara sahiptirler. Artık gün sonu yorgunluklarının sebebi çok küçük bir zihinsel alanda, iş ya da insan ilişkilerinde kısılıp kalmaları değil, doyurucu çalışma ve çabalardır. Sezgisel olarak çevrelerinde ölümün ve yaşamın ne zaman gerçekleşmesi gerektiğini bilirler; nasıl çekip gidileceğini bilirler; nasıl kalınacağını da." (s.20)
Feminizmin başyapıtı olarak adlandırılan bu eserin kendini bulma peşindeki kadınlar için bir başucu kitabı olması gerektiğini düşünüyorum.