9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2024 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2024 13:44
Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında Türk aile ve eğitim kurumlarında önemli sorunlar vardır. Türk aile yapısı bozulmaya başlamış kitaptaki anlatıma göre Türk ailesi bilgili ve bilinçli değildir. Çocuk yetiştirmeyi, eğitmeyi bilmez. Baskı ve şiddet uygular, gerekli şefkati göstermez ve çocuklarını ihmal ederler ve çocuklar da aileden kaçarlar. Eğitim sistemi ise kendisini yenileyememiştir. Yabancı eğitim kurumlarına eğilim artmıştır. O zamanki Türk eğitim sistemi çocuklara milli ve ahlaki değerleri yeterli ölçüde verememiştir. Türkler kendi eğitim sistemlerini yani tam anlamıyla milli bir eğitim sistemi kurmak yerine çocuklarını yabancı okullara verme kolaycılığına kapılmaktadırlar. Yabancı okullara giden çocuklar da kendi milli ve dini kimliklerinden uzaklaşmaktadırlar. Nitekim meşhur Mevlevi şeyhinin kızı Nesime, hristiyanlık yararına çalışmak, misyoner olmak için Amerika'ya gitmiştir. Ayrıca Türk okullarına yergi de bu kitapta yer almaktadır. Türk okullarında öğrenciler spor yapmazlar, eğlenmezler. Okullarının mimari yapısı kötüdür, üstlerinde kara önlükler, başlarında kara örtü, kollarında ağır çantalar, küçük küçük gruplar halinde yürürler. Ardından da koyu tayyörler içinde soluk benizleri görülen, ciddî tavırlı hoca hanımlar görünürler. Bu manzara çocuklar için itici gelir. Yazar romanda misyoner okullarına giden öğrencilerin neden Türklükten sıyrılıp Amerikan hayranı oldukları şu gerekçeye dayandırılıyor: “O kabahat da bizim. Eğer onlarınki gibi rahat mekteplerimiz olsaydı, kimse onları tercih etmezdi.” Kitapta misyoner okulları kanalıyla Türk çocuklarında Amerikan kültürüne ve yaşama biçimine hayranlık duygusu uyandırıldığı ve Türk-İslam kültür ve medeniyet yapısının nasıl itibarsızlaştırıldığı, değersizleştirildiği; hatta unutturulup yok edildiği anlatılırken; öte taraftan Amerikalıların eğlenceye, tüketime dönük yaşama biçimi de özendirilir. Bu yüzden Türk çocukları yabancı eğitim kurumlarında kendi kültürlerinden ve millî kimliklerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Müfide Ferit Tek, “Pervaneler” adlı romanında bu okulları pervaneleri çeken ışıltılı cam fanus olarak tasvir eder. "Sami de fakir İstanbul'un en güzel bir tepesini çalan ve altınlarının aydınlığıyla göz kamaştırıcı bir fener gibi parlayan mektebe baktı. O da tasdik etti: -Memleketimiz içinde ayrı bir devlet gibi, bizi tanımadan, bizim kanunlarımız haricinde, kendi hakimiyetleriyle, kendilerine mahsus teşkilatla, muhitleriyle, medeniyetleriyle, hatta sokaklarıyla, ışıklandırmalarıyla apayrı, bize karışmadan yaşıyorlar. Ve böyle yaşayarak, memleketlerinin kudret ve nüfuzunu daha tesirli yapacaklarını hesap ediyorlar... Hakkın var, pervaneleri çeken fanus... -Çeken ve yakan... -Oturdukları sandalyeden yattıkları yataklara, oturdukları binaların taşlarına, giydikleri elbiseye,yedikleri yemeğe,tatlıya ve meyveye kadar Amerika'dan getirterek,yaşadıkları Türkiye'ye on para vermiyorlar. Dilimizi öğrenmiyorlar,paralarına kıyamadıkları gibi,zamanlarını da bize vermeye kıyamazlar." Son olarak; kitap yazım tarihi 1924. Aradan geçen 100 yılda pek birşey değişmemiş gibi sanki. Müfide Ferit Tek'in "Pervaneler" adlı kitabı güncelliğini koruyor.
Edebiyat
PervanelerMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024277 okunma
·
131 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.